Gülen Hareketi 'Fabrika Ayarlarına Geri Dön'

Gülen Hareketi 'Fabrika Ayarlarına Geri Dön'

YENİ AKİT YAZARINDAN FETHULLAH GÜLEN'E ÇOK AĞIR SÖZLER

Cuma HİKMET

 
Neredeyse 1 yılı aşkın süredir kol kırılıp yenin içinde kaldığı AKP cemaat çatışması iyice su yüzüne çıktı. Geçen haftalarda Erdoğan’ın damadı Bayraktar’ın başında olduğu holdingin yayın gurubunda, cemaate ilk belirgin göndermeyi yapan Mehmet Barlas’ın ardından, atışma korosuna diğer köşecilerde katılmaya başladı. Artık neredeyse hergün bir köşede birbirlerine yaptıkları eleştiriyi ağır suçlama uslubuna varan yazılar ile birbirlerine gönderiyorlar.

Bu gün de AKP yanlısı Yeni Akit yazarlarından Mehtap Yılmaz köşesinden cemaate çok sert eleştirilerde bulundu. Başbakan Erdoğan’ın bir zamanlar söylediği gibi “iş şirazesinden çıktı” artık. Çünkü Yeni Akit Yazarı Mehtap yılmaz’ın eleştirileri yenilir yutulur cinsden değil. Mehtap Yılmaz yazısında, ağırlı olarak cemaatin ve hoca efendinin islami duruşunu eleştiriyor. Başlığıda çok sert yazının. “Gülen hareketi fabrika ayarlarına geri dön!”
 
Mehtap yılmaz ““Eleştiri Başbakan’ı hedef alınca demokratik hak, cemaati hedef alırsa fitne fesat diye tanımlayacaksınız…
 
Hükümete karşı çok yönlü operasyon yaparken, hükümet bize operasyon yapıyor diye ortalığı ayağa kaldıracaksınız…
 
Zekâtı, fitreyi, kurbanı, deriyi İslam adına toplayıp, sonra da “izmet, İslami bir hareket değil, insani bir harekettir” diyerek İslam’ı taca atacaksınız…”Cümleleri ile başladığı ve oldukça ağır yazısında, yüklendikçe yüklenmiş cemaate. Anlaşılıyor ki, çatışmanın AKP tarafı çok iç çekmiş. Suçlamalar çok ağır, uslup bıçak gibi kesici. Yazılar sertleşip saldırganlaştıkça, çatlağın ve çatışmanın nedenleri de aydınlanıyor. İslami bakış açısından doğan ip uçlarını buluyorsunuz, satır aralarında. İşte bir örnek paragraf.
 
“Hem, Allah, peygamber, vatan diyecek, hem de Türk sinemasında Haç ve Hilal akımının öncülüğünü yapacaksınız…
 
Başbakan’ın, Gezi teröristlerine “çapulcu” demesini kınarken, İsrail’in Filistin katliamını kınamayacaksınız…
 
MİT Müsteşarı Hakan Fidan meselesinde ortaya çıktığı gibi bürokrasi üzerinde vesayet kurmaya çalışırken, GYV manifestosuyla inkâr etmeye çalışacaksınız…
 
Hizmet hareketi, siyasi bir hareket değildir diye iddia ederken, Cemaatin kitle gücüyle Başbakan’ı tehdit etmeye kalkışacaksınız… Bu kadarla da bitmiyor yazı gittikçe ağırlaşıyor.
 
““Allah’ın gücü her şeye yeter” demeyi bırakıp, “cemaatin gücü her şeye yeter” diyen bir Müslüman kitle meydana getirerek, bu güçle hukuk, siyaset, bürokrasi, üniversite gibi her alanda, insanların yüreğine korku salmaya çalışacaksınız...
 
Türkçe Olimpiyatları’nın İslami açıdan mahzurlu olduğu iddialarına karşı, “Peygamber efendimiz, Olimpiyatlara teşrif etti” diyerek, İslami referanslarla kutsiyet atfedeceksiniz…
 
Hal böyle iken… İç sızıntının kamuoyunda meydana getirdiği bu iltihabik duruma rağmen… MHP’nin kaset skandalından, Baykal’ı tasfiye eden görüntülere varana dek, siyasi ve içtimai her konuda görüş beyan eden Hocaefendi susacak, onun adına GYV olarak siz konuşacaksınız…
 
Heyhat! Hoşgörü başka din mensuplarına tüketildiği için mi bize tortusu kaldı yoksa? Diyalog zemininin kiri pası mı reva görülüyor bize? Sorularımızla geldik, olmadı… Surelerle geldik yanıt alamadık. Art niyet, neden sadece sual edenlerde arandı? Telefon diye bir şey var değil mi? Neden Hocaefendi canı yananları arayıp dinlemeden ağzını her açanı haset ehli diye yaftaladı?”
 
Yazar Mehtap Yılmaz Yeni Akit’in uslubuna uyan yazısında daha da ileri gidiyor ve diyor ki; ““Yaklaşırsan yaklaşırlar. Şirin görürsen şirin görürler. Kabul edersen kabul görürsün. Senin âlemden beklediğini, âlemin de senden beklediğini asla aklından çıkarmamalısın” diyor Hocaefendi. O halde Yahudi ve Hıristiyanlara yaklaştığınız kadar olsun bize de yaklaşın. Şirin görün. Bizden beklediğinizi, sizden beklediğimizi asla aklınızdan çıkarmayın. Yaraları kapamaya, hataları telafi etmeye çalışın. Cüzamlılar gibi tecrit edip, defterden silmeyin, düşman görmeyin kızgınlar.”
 
Görüldüğü gibi AKP ve cemaat arasında kavganın temelinde öncelikle İslam’a bakış açısı ve yorumlama farkı var gibi görünüyor.  Yazar saldırısında tüm biriktirdiklerini kuşmuş ama sadece din mevzularında tespit ettiği yanlışlardan söz etmiş. Bir başka deyişle hem vuruyor hem turibinlere mesaj yolluyor.
 
Birde araya sıkıştırdığı bir cümleden Fethullah Gülen’den Erdoğan’ın çok telefon beklediği ama aranmadığı anlaşılıyor. Kim bilir, belki de Fethullah Gülen, ondan telefon bekledi!
 
Çatışmanın ekonomik içeriğine henüz gelmediler. Bu işler böyle olur. Önce taraflar küçük kılıçlarını gösterir, iş ilerleyince belgeler, kasetler, görseller saçılmaya başlar orta yere. Henüz başlamadılar ama bu çatışmanın temelinde bir de ekonomik çıkar uyuşmazlığı var. Henüz cemaat yazarları bu konuya değinmedi ama Fethullah Gülen çok önceden bu konuda çok net bir mesaj yayınladı. Tabi yine isim vermediğinden işine gelmeyenler de üzerine almadı bu mesajı. Şimdi AKP tarafı yavaş yavaş, eteğin de ki taşları döküyor, Cemaat tarafı da o taşlara karşı nazik yanıtlar veriyor. Ama tek kesin olan bir şey var ki bu çatışmanın sonunda, AKP tabanının parçalanmasını her iki tarafta asla istemiyor. Şu anda çatışmanın daha ileri boyutlara taşınması önünde tek engel bu görünüyor.

CEMAAT YAZARLARI DA BOŞ DURMUYOR YAZIYOR

Öte yandan Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesi'nin kıdemli ve soft yazıları ile tanınan A.Turan Alkan'da bu gün ki köşesinde çatışmaya aften gelinen noktayı anlatan bir yazı kaleme almış. Yazısında hükümete yakınmedyay ağır eleştiriler getiren yazar şöyle diyor. "Bir süreden beri gitgide yoğunluğunu artıran bir kanaat baskısı, neredeyse elle tutulur hale geldi. Güç odağına yakın gazetelerde yazan arkadaşlar birer bağımsız fikir sahibi olmaktan çıkıp icraatları savunmak pozisyonuna doğru gerilediler. Kelimeler biberlendi, cümleler keskinleşti. Hallerinden memnunlar mıdır bilmem; ister istemez savunmacı mevziilerine itildiler. Buna paralel olarak aniden zuhur eden menşe’i meşkûk tuhaf internet sitelerinde hükümeti savunmak adına ağır şeyler yazan bir tetikçi esnafı belirdi; mail grupları organize edildi. Tehdit ve hakaretler sistematik karakter kazandı. Âsâp bozucu olmasına rağmen bunlara aldırış etmemek mümkün; üzücü olan vaktiyle arslanlar gibi milletin hukukunu müdafaa edenlerin, hangi tıynetteki adamların müzaheretinden fayda umar hale geldikleridir. Bunlar meyanında öyleleri var ki, değil tanışıyor olmak, aynı ortamı paylaşmak bile züldür. Sevdiklerimiz, tuttuklarımız ve müdavele-i fikr ettiklerimiz bizi tarif eder; dostlarımızı seçeriz ve bu seçim bizi bağlar. "  diye yazmış.
Zaman yazarı işin bir takım tehditlere kadar vardığını da ima etmiş yazısında. "
Tenkidi düşmanlık, düşmanlıktan öte harp ilanı saymak sağlık alâmeti sayılır mı? Eleştirdikleri, tereddüd ve endişelerini belirttikleri için -velev ki yanlış olsun- fikir sahiplerinin başına bir takım kiralık isimleri musallat etmek, bana çareden çok çaresizlik gibi görünüyor, gerçekten üzülüyorum.