Uzlaşacak ne kaldı?

Ali Rıza Aydın

Din özgürlüğü, “Sünni” baskıdan mı kurtarılacak? AKP’nin Cumhuriyet karşıtlığı ve kendi karşıtlarını yok etme politikası mı değişecek? Liberal ve dinci ittifak ortadan mı kalkacak?

Türkiye’nin, sermaye yanlı temsil yeteneği olan bir Meclis’in değil halkın anayasasına gereksinimi olduğunu, ancak böyle bir anayasanın yapımı için ilişkilerin ve koşulların oluşmadığını, hele hele 2002 sonundan bu yana iktidarda olan ve kim olduğunu, kime hizmet ettiğini fazlasıyla kanıtlayan AKP ile yeni anayasa yapılamayacağını her fırsatta yazdık.
AKP, hedeflerini bir bir yakaladıkça, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu dağıtmamak için elinden geleni yaptı. Öyle ya, bu kadar engelsiz ilerler iken, böyle bir Meclis’ten istediğini elde etmesi bu kadar kolay iken neden dönüştürdüğü düzenin anayasasını istemesin ki?
Sözümüz onların yeni anayasa istemesine değil… Çünkü ne onların anayasasına ne de düzenlerine ve yaşam tarzlarına sığmayan bir halkın sözü bu kadar dar kalıplara sığdırılamaz. Asıl hedef onların toptan reddidir. Haziran Direnişi bu reddin mesajlarını ve gereklerini vermiştir. Gazetemiz, haber, yorum ve yazarlarıyla, “soLokur” cephesiyle ve Sosyalistlerin Meclisi’yle, AKP’nin çözülme sürecini, meşruiyet kaybını ve tahkim çabalarını anlatmakla yetinmemekte, mücadelenin nasıl yapılacağını, sosyalist müdahalenin nasıl olacağını da anlatmaktadır.
Ancak, Meclis içinde ve dışında kimi parti ve çevrelerin, AKP’nin meşruiyet kaybını görmeden uzlaşma arayışına girmeleri, uzlaşma sağlanan maddeleriyle Anayasa’yı değiştirme çabaları, AKP ile mücadeleyi kırmakta bir yandan da AKP’yi meşruiyet içine çekmeye yaramaktadır. “Türbanlı vekile usulden itiraz” gibi masum tavırlar da bunlardan biridir.
Meclis’in varlığı meşrudur. Ama AKP, hukuku, yargısı ve icraatıyla meşruiyetini kaybetmiştir. Varlığının dayanağı olan Anayasa’yı yok sayarak, hukuku Anayasa’ya, demokratik ve laik hukuk devleti ilkelerine aykırı şekle sokarak, yargıyı adil yargılama ilkelerinden ve adaletten uzaklaştırarak, yasamayı devre dışı bırakarak, kamu kaynaklarını sadece piyasaya sunarak, halkı gericilik çemberine sıkıştırarak meşruiyetini kaybetmiştir. Meşruiyetini kaybedenle uzlaşmaya oturulmaz. Yalnızca seçime dayanan meşruiyet savı da meşruiyeti kurtarmaya yetmez.
Ne için uzlaşılacak? Ticarileştirilen sağlık, kamu hizmeti mi yapılacak? Eğitim yeniden laikleşecek mi? Piyasanın hizmetine sunulan bilim geri mi alınacak? Yedek işgücü ordusu işsizlere istihdam mı yaratılacak? Haksız gözaltı ve tutuklamalara son mu verilecek? Yargı güdümlü olmaktan çıkarılacak mı? Adaletsizlik ve eşitsizlik yaratan yasalar yürürlükten mi kaldırılacak? Hukuk ve yargıda çifte standart mı kalkacak? Gazeteciler, baskı altında tutulmadan yazacaklar ve tutuklanmaktan korkmayacaklar mı? Düşünce özgürce açıklanacak mı? Emekçiler güvencesiz ve esnek çalışma koşullarından mı kurtarılacak? Sendikaların sarısı mı boyanacak? Kentsel rantın sermayeye peşkeş çekilmesi mi önlenecek? HES kurbanı dereler özgürlüğe mi kavuşacak? Nükleer santraller mi kaldırılacak? Özelleştirmeler, devletleştirmeyle geri mi alınacak? Vergide ve bölüşümde adalet mi sağlanacak?
Din özgürlüğü, “Sünni” baskıdan mı kurtarılacak? AKP’nin Cumhuriyet karşıtlığı ve kendi karşıtlarını yok etme politikası mı değişecek? Liberal ve dinci ittifak ortadan mı kalkacak? AKP tarafından ele geçirilen ve AKP usulüyle yönetilen Devlet geri mi alınacak? AKP, hegemonya projesinden, NATO’ya, Dünya Bankası’na, Dünya Ticaret Örgütü’ne, Uluslararası Para Fonu’na, ABD’ye, emperyalizme, vahşi kapitalizme koşulsuz hizmetten vaz mı geçecek? Ekonomik ve siyasal bağımsızlığı mı savunacak? Sermayenin hükümeti olmayı ret mi edecek? Dış politikadaki gerilimleri ve savaş histerilerini mi bitirecek?
Üç beş ağaç dediler, Hakan Fidan için “AKP diktiği fidanı sökmez, söktürmez” dediler. ODTÜ’de 3 bin 17 ağaç söktüler. Direnişe katıldı diye doktorları, öğretmenleri sürdüler, laik eğitimi savunanları soruşturup yargıladılar. Karşıtları, emniyet destekli iddianamelerin çuvallarına tıktılar. Bırakalım kadını erkeği, kız çocuklarla erkek çocukları ayırdılar. Bir salise olsun frene basmıyorlar, piyasacılık ve gericilik yolunda tam gaz ilerliyorlar.
Uzlaşacak ne kaldı? Yoksa uzlaşma sevdalıları, “başkanlık ve halifelik eksik kaldı, AKP’nin hakkıdır, onları hayallerine kavuşturalım” diye kolları mı sıvayacak?
Cumhuriyet’in niteliklerini ortadan kaldırarak meşruiyetini kaybeden bir siyasal iktidarla uzlaşmaya oturulmaz. Kendilerini emperyalizme adayanlarla, yoksulu varsıla kul edenlerle, emekçiyi sermayenin kölesi yapanlarla uzlaşmaya oturmak, halkın haklı mücadelesinin önünde engel oluşturmaktır. Sınıfsal mücadelenin, sosyalist müdahalenin önüne, AKP’yi meşru göstererek koruyan bir set çekmektir. Emek cephesi, aslı gibi taklidini de reddeder.

soL gazetesi