TAHA AKYOL VE TELEKULAK*

Saim Tokaçoğlu

 31 Ocak 2014 Cuma günü Taha Akyol CNN Türk ekranında Başak Şengül'le sohbet ederken sordu, "Kaç kişi dinlendiğini düşünüyor?" Sorduğu soruyu kendisi yanıtladı, "1 milyon kişi".Tekrar sordu, "Bu 1 milyon kişiyi dinlemek için kaç kişi lazım? Bir milyon kişi". Böylece herkesin dinlendiğini düşünmesinin bir paranoya olduğunu kanıtlamış oldu kendince. Taha Akyol'un dijital teknolojinin yeteneklerinin nerelere vardığını hayal bile edemediği kesin. Bilgisi, analog teknolojinin telekulak (*) yöntemleri ve olanaklarıyla sınırlı. Gözünde canlanabilen Uğur Mumcu'nun evinin karşısındaki telefon direğine tırmanmış, kafasında kulaklık, elindeki kabloları telefon tellerine bağlayarak telefon dinlemesi yapan MİT personeli. Teknoloji uzmanı değiliz ama konuya biraz daha derinlik getirmek için bilenlere sormak, biraz internette dolaşmak yeterli. CNN Türk gibi Türkiye'nin çok izlenen TV kanallarından birinin ekranında bu kadar net konuşup izleyicinin gözünün içine bakarak "bu kadar çok insanın dinlenmesi olanaksızdır" gibi kesin bir cümle kuracaksanız, daha çok araştırmak, daha kesin bilgilere sahip olmak zorundasınız. Yok, eğer bilip de halkı dinlenmediğine inandırmaya çalışıyorsanız, o başka!

 

"Hukuki konularda konuşurken yanlış konuşmamak lazım" diyor Taha Akyol. Doğrudur, sözlerine katılmamak mümkün değil. Küçük bir katkıda bulunalım; hangi konuda olursa olsun,"bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olarak" kitlelerin izlediği bir ekranda yanlış konuşmamak gerekiyor!

Zavallı James Bond'un filmlerini hatırlayın. Bir telefon bağlantısı kurabilmek için ne eziyetler çektiğini gözünüzde canlandırmaya çalışın. Koca bir "Bond" çantayı açar, içinden çıkan şemsiye gibi çanak anteni kurar, uyduya denk getirmeye çalışır, bir "uzay teknolojisi" kullanarak telefonunu ederdi. O tarihlerde telefon dinlemesi yapmak için bir kişi de yetmezdi. Eğer 24 saat dinleme yapılacaksa, bir kişiye üç dinleme personeli tahsis etmek bile az gelebilirdi. Yıllar geçti, 007 koca çantayı bıraktı, teknolojinin nimetlerinden yararlanmaya başladı. Akıllı telefonlar neredeyse kreş çocuklarının bile elinde. MİT, analog dinleme personelini emekliye ayıralı yıllar oldu. Kafasında kulaklıkla direklere tırmanıp telefon dinlemeye çalışan tipler karikatürlerde bile yok.

 

Artık analog teknoloji yalnızca bizler gibi meraklılarının kullandığı nostaljik cihazlarda kaldı. Mercimek kadar casus kameralarla HD video ve çok net ses kaydı yapılabiliyor. Cep telefonları sayesinde kapalı bile olsa bulunduğu ortam dinlenebiliyor. Artık milyonlarca insan dinlenebilir mi dinlenemez mi gibi boş tartışmalara girmek çok anlamsız. O dinlemeleri kayıt altına almak da en az dinlemek kadar kolay. Önemli olan bu ham "istihbaratın" işlenebilmesi. Telefonu ya da ortamı dinledin, kaydettin. Bunun analiz edilmesi, işlenmiş veri haline getirilebilmesi, "suç unsuru" varsa savcının önüne koyulabilmesi gerekiyor. İşte bilgisayar teknolojisinin ve yazılımın önemi burada kendini gösteriyor. Sıcağı sıcağına dinlemeler kaydedilirken anahtar kelimelerle filtreleniyor, klasörlere ayrılıyor, bağlantılar kuruluyor, bir ahtapot gibi kaydedilen başka görüşmelerle bağlantılandırılıyor, önemsiz ayrıntılar başka bir klasöre taşınıyor ve"birilerinin" önüne ya da ekranına tertemiz, ayıklanmış veriler halinde dökülüyor. Hem de olağanüstü bir hızla! Sonra mı? Sonrası bu "birilerinin" vicdanına ve savcılara kalmış.

 

Milyonlarca insanın dinlendiğini düşünmesi bir paranoya değil, ne yazık ki bir gerçek. "Türk" Telekom ne kadar Türk, GSM operatörlerinin iletişim için kullandığı uydular kimin denetiminde? Başbakan'ın doğru söylediğini kabul etmek durumundayız, "Cumhurbaşkanını bile dinlemişler"diyor. "Başkomutan" Cumhurbaşkanı dinleniyor, Başbakan dinleniyor ve telefon görüşmelerinin ses kayıtları internete düşüyor, iletişim güvenliği sağlanamıyor! O zaman savaş çığırtkanlığı yapıp Suriye'ye girmeye can atanlara sormak gerekiyor. Kendi iletişimi güvende olmayan bir hükümet, askerin iletişim güvenliğini nasıl sağlayacak? Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın kayıtları internette dolaşıyor, Erdoğan'ın telefon görüşmelerini yayınlayan SoundCloud'a erişim yasaklanıyor ama dosyalar orada duruyor. Hepsi kendine farklı bir isim takmış çeteler birbirlerinin telefon görüşmelerini arka arkaya internetten yayıyor.

 

"Torba"ya atılıp bir kılıç gibi ensemize inmeye hazırlanan internet yasası daha çıkmadan uygulanmaya başladı bile. Serdar Akinan'ın vagus.tv haber portalına erişim, "mahkeme kararı olmadan" engellendi bile. Yolsuzluk yapmak değil, yolsuzluk yapanları yazmak, rüşvet yemek değil, rüşvet yiyenleri yazmak yasak. Haber yapmak, doğruları yazmak yasak!

 

Yaşasın ileri demokrasi!

 

(*) Telekulak deyimi ilk kez yıllar önce Faruk Bildirici tarafından kullanılmıştır.

 

saimtokacoglu@gmail.com