DEVLET NE, FUTBOL O

İbrahim Karamemet

Spor herşeyden önce bir keyif ortamıdır, ülkenin keyfi yoksa, sporun da yoktur ve bir varlık ortaya koyamaz.

Futbol bokstan sonra en az ilgi duyduğum spor dallarından biri. Takım bağlantım bile pamuk ipliği iledir yani, zayıftır. Ancak son olaylardan sonra ciddi ilgi duymam gerektini hissettim. Çünkü, futbol çağımız toplumlarında sadece futbol olmayacak derecede önemli bir olgudur.

Son Avrupa Şampiyonası’nda düştüğümüz durum Türkiye’nin durum ve konumudan farklı değildir, paralellik gösterir. Memleket nasıl idare ediliyorsa, devlet neredeyse spor da oradadır. Bu hiç şaşmaz.

Olimpiyat tarihine bir göz atın. En çok altın madalyayı hep ABD alır. Hemen arkasından Sovyetler gelirdi. Doğu Almanya ise her zaman Batı Almanya’nın korkulu rüyası olmuştur. Batı Almanya’nın nüfus yoğunluğu karşısında onu geçemezdi ama, Doğu Almanya’nın madalyaları hep daha kaliteli spor dallarında alınırdı. Mesele sağ sol meselesi de değildir. Örneğin en koyu komünizmle yönetilen Kuzey Kore olimpiyatlarda bir varlık gösteremezdi. Çünkü ağır ve akıl dışı bir diktatörlük hakimdi bu ülkede. Türkiye ise zaman zaman bazı dallarda gösterdiği başarılar dışında hep alt-orta veya alt-üst sıralarda yer alırdı. Bir ara futbolda ve basketbolde gösterdiğimiz ciddi başarılarımız bizi hayli umutlandırmış ve sevindirmişti ama, arkası gelmedi. Çünkü, devlet diktatörlükle eş ağır bir baskı ve akıldışılıkla  yönetilir olmuştu. Başta federasyonlar erbabına değil, yandaşlara teslim edilmişti.  Sporun kendi değil, getireceği rant ön plana çıkmıştı. Çağ dışı, akıl dışı bir spor bakanı, tribünlerde hükûmet karşıtı slogan atmayın, uslu uslu oturun, bak yoksa spor savcısı giliyor haa, pespayeliğinde yönetiyordu sporu.

Sovyetlerin dağıldığı dönemlerde yeni adıyla Rusya, rejim geçişi sırasında bir ara bocaladı. Madalya sayısında ve ikincilik sırasında hayli zorlandı. Ama sonralarda Rusya toparlandı, sporu da toparlandı hatta, Amerika’yı eskisinden çok zorladı ve sahneye yeni rakipler çıktı, Çin gibi. Çin göya kominist, Rusya göya demokrat liberal, Amerika kapitalistin allahı, Kuzey kore koministin feriştahı. Demek ki mesele rejim meselesi değil, ama rejim meselesi. Yani, yelpazenini neresinde olduğunuz veya zannettiğiniz değil önemli olan, ülkenin yönetim şekli. Oligarşi veya tek adam idaresindeki baskıcı rejimlerin herşeyde olduğu gibi sporda da başarılı olamayacağı bir gerçek.

Bundan önce 1950 li yıllardan bu yana zaman zaman sporda  büyük başarılar kazandığımız dönemler oldu. Bunların tamamı da sağ eğilimli hükûmetler döneminde gerçekleşti. Şimdi de başımızda sağın feriştahı bir idare var ama, bir başarı gösteremiyoruz. Acaba neden?.. Mesele çok açık. Herşeyi  olduğu gibi sporu da sporun gerektiği gibi değil kişilerin keyfine göre ve ön sırada elde edilecek rant hesaplarına göre idare etmeye kalkışıyoruz da ondan. Sonuç hiç şaşmaz “hüsran”dır.

Spor istediği kadar profesyonel olsun, öncelikle bir keyif meselesidir. Yoksa onbir kişinin bir zamanlar İngiltere’de birkaç üniversiteli kabadayının ortaya attığı saçmasapan kurallarla bir topun peşinde koşması, belki toplumların histerik ilgisi sonunda bir artı değer yaratır ama, bir üretim ortaya koymaz , bir teknoloji ve gelişim yaratmaz. Meselenin başı spor keyfidir. Spor dallarının tarih içinde ortaya çıkışları da profesyonel olalım, para kazanalım, ünlü olalım amacıyla değil, keyif almak için ortaya çıkmış, adeta yaratılmıştır.. Ülkenin keyfi yoksa , sporun da yoktur, dolayısı ile spor da yok derecesindedir. Ülkenin geleceği endişe vericiyse, sporun geleceği de herşeyde olduğu gibi endişe vericidir. Bir düşünsenize, acaba Arda Turan’ın suratı neden hiç gülmüyor, kendini maça odaklıyamıyor?.. Fatih Terim’in yüz ifadeleri neden her zamankinden daha gergin. Onbir oyuncunun ikisi neden biri maçın en kritik anında, diğeri ağır bir yenilgiden sonra omuzlarında ağır bir yük ile soyunma odasına giderken herşeyi bir yana bırakıp saçlarını düzeltmeye odaklanıyor?. Takım halinde spordan, sporun keyfinden uzaklaşmışlar da ondan.

Bu keyif ortamı Fatih Terim’in hot zot direktifleriyle, kabarmalarıyla veya  palyatif çözümlerle yaratılamaz. “biz bitti demeden bitmez” lafı da kendi ağzından kendine kapak olur ancak. Başkalarının inayetine kaldığın ancak iş işten geçtikten sonra anlaşılır. Maça mehter müziği ile çıkmak da pespayeliğin ötesinde zekâ eksikliğinin bir göstergesidir. Herşeyden önce mehterana ters çünkü, biz iki yenildik bir yendik yani, iki geri bir ileri attık adımı. Bundan da birşey çıkmadı orada kalakaldık.

Bir de İrlanda’ya bakın. Dünya medyası İrlanda’nın Paris sokaklarında yarattığı keyifli ortamı almış manşetlerine. Ha, maçtan sonra değil, daha ilk günden beri küçücük İrlandanın taraftarları Paris’te bir bahar ve şenlik havası yaratmışlar, ne İngiliz holiganları, ne Rus kabadayıları gibi değilmişler. Son maçtan sonra da doruğa çıkmış bu neşe. Dünya basını maçtan çok İrlandalının başından beri varolan keyfinden söz ediyor.

Her türlü başarıya ulaşabilmemiz için herşeyden önce ülkenin keyfinin yerine gelmesi, huzura ermesi gerekir ve şarttır. Bu yalnızca spor için değil, bilim, sanat, sanayii, ticaret, idare, askerlik, eğitim, sağlık ve her alan için olmazsa olmaz şarttır. Ülkenin keyfinin yerine gelmesi için de başındaki ceberrut idareden kurtulması gerekir.