BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN ‘TUZLUK’ ARGOSU

Mert Ali Başarır

 BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN
‘TUZLUK’ ARGOSU:
İktidarsız pipi’, ‘koca popolu kız’, ‘elden ele gezen kişi’

--Alo Mert Ali! Bak şu anda ben şimdi Berlin’de… Bir gurbetçi, benim ‘B ve C planımla’ ilgili atıp tuttuğun ‘köşe müsveddesini’ gösterdi biraz önce… Orada sürekli olarak… Bu yazıda, işte hükümet şöyle, böyle… Şey yapmak gerekiyor. Yahu nedir o, öyle şeyler ya? Dönünce A’dan Z’ye hesabı sorulacaktır senden de. Merak etme, seninle de işimiz var, hiç merak etme. Görürsün o zaman köşeyi, dört köşeyi, köşegeni…
-- Olur… Olur… Sayın Başbakan… Amenna… Bilakis… Estağfurullah… Selamınızı mutlaka söylerim ‘Takip Bey’…

ŞEYH-ÜL MUHARRİRİN
Başbakan Erdoğan’ın, hiç ‘üşenmeyip’ ‘Fas’tan Habertürk yöneticisi Fatih Saraç’ı telefonla arayarak, Devlet Bahçeli’nin bir alt yazı haberini, kaldırması için verdiği direktifin ‘konuşma kaydı’ internete sızdırıldı. “Anlaşılmıştır efendim, emriniz olur, hemen şimdi yapıyorum efendim.” Buyurun, içler acısı medyanın, işte serencamı… Daha neleri var. Neleri: “Bugün ne yazmamı buyurursunuz beyefendi?” “Bendeniz ‘kılınız’ sıhhat ve afiyetinize duacıyım Sayın Başbakan’ım” “Teşrif buyurun da taşrayı kaçırmadan, şu 1. sayfayı çatalım artık Şeyh-ül Muharrirîn.” (Burhan Felek’in unvanı; ‘Yazarların Şeyhi’) CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ‘genel müdür’ diye hitap eden ‘usta’ da ek iş olarak gazete ve televizyonların yarı gizli ‘genel yayın yönetmenliğini’ yapıyor. ‘On parmağında, on zafiyet’(!) Allâmeyi, Allah nazardan saklasın inşallah…



BİRKAÇ SATIR ÖYKÜ
Bu hafta içinde ‘medyanın aczinden’ daha da acısı, boğazları düğümleyen, yürekleri yerinden söken ‘fotoğraf’, eciş bücüş yollarının kardan kıştan ulaşıma kapandığı, yüzlerce köyden biri olan Van’ın, Gürpınar İlçesi, Yalınca Köyü’nün Çeli Mezrası’nda çekildi. Amerika’nın Vietnam’daki ‘napalm vahşetinden’, telaş, korku, yanıklar içinde ağlaya ağlaya, çırılçıplak koşarak kaçmaya çalışan küçük kız Kim Phuc’un, insanın beynine saplanıp kalan ‘enstantanesi’ gibi, belleklerden kazınamayacak bir görüntüydü bu. O coğrafyada kar-kış da, yoksulluk gibi kader olamazdı, ancak devlet yetkililerinin duyarsızlığı, 1,5 yaşındaki Muharrem’in öyküsünü, daha ilk satırlarında bitirivermişti.

ÇUVALDAKİ MUHARREM

Ne yiyip, ne içebiliyorlardı, neyi yakıp ısınabiliyorlardı, yumurtanın bile donduğu buz kesen havada. Muharrem’in küçücük bedenini, zatürre, pençesine almıştı. Ateşler içinde kavruluyordu. Yelkovan, akrebi ezip ezip geçiyor, haber verilmiş olan sağlık ve kurtarma ekibinden hâlâ ses soluk çıkmıyordu. Gecenin bir yarısına doğru anneciği, babacığı ve kardeşlerinin çaresiz bakışları arasında gözlerini kapayıverdi Muharrem. ‘Avaz Bebe’nin’ yanına gitmek üzere, karlar üzerinde zorlukla yürüme savaşı veren kederli babasının, sırtladığı çuval içinde daha da soğuyan minnacık bedeni ile dönüşü olmayan yola çıkmıştı artık.



‘R.T.E.NİN HOBİLERİ
Ankara’ya dönecek olursak, AKP Hükümeti, Meclis’te ‘kırkambar’torba yasası’ ile meşguldü. ‘Duble yolcu’ olan R.T.E. ise, 11 yılda 17 bin kilometre yol yaptıklarından, havaalanı sayısını 52’ye çıkarmaktan dem vurup, ‘adı provokatif’, 3.köprü ve 3.havalimanı ile öbür böbür böbürlenerek, alt yazı, manşet, köşe yazısı, Kemal Kılıçdaroğlu, Esat, cemaat, paralel devlet, dershane, tersane, AVM, rezidans, görevden alma, sürgün, ileri demokrasi, faiz lobisi, vatan hainleri, böcek, casuslar gibi hobileriyle ilgileniyordu. Hızlı tren, Marmaray, metro, metrobüs tarzı ‘fiyakalı yatırımlar’ varken, mezra, köy, kasaba yolları gibi oyu düşük, rantabl olmayan işler, umurunda mıydı ki Erdoğan’ın? Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ise göreve geldiğinden beri, bütün mesaisini, yürürlüğe önceki gün giren ‘İnternet Düzlemleme Yasası’na(!) vermişti.

İNTERNETİN ÖNÜ
‘Yasaklar manzumesine’ internet ve sosyal medyada katıldı. Kamuoyu, yeni yasayı ‘erişimi engelleme, sansür, ifade ve haberleşme özgürlüğünü kısıtlama’ diye yanlış anlamış olacak ki(!), Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan,Aksine internetin ‘önünü’ açıyoruz” yorumuyla konuya açıklık getirmişti! Aslında doğru ya! Böyle giderse, bir süre sonra internetin ‘önünde’ hiç kimse kalmayacak! Bu uygulama için “Biz interneti yasaklamıyoruz, bilgisayarların kullanılmasını pek hoş karşılamıyoruz” şeklinde beyanat verseler, daha teknolojik bir perspektif kazanacak prosedür. T.İ.B, Sabah ve atv’nin satışıyla ilgili soru önergesini internete taşıyan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’a bile musallat oluyorsa, artık gerisini siz düşünün! Bir problem yaşarsanız mutlaka ya ‘sehvendir’ ya da başkanlıktan bir ‘şehvandır’(!) (aşırı şehvetli)

T.İ.B.’ TEN ARKADAŞLIK
Takipçi Başbakan’ın, Tayyipçi İstihbarat Blokajcıları. (T.İ.B.) Bu arada hazırlıklı olun, çok yakında T.İ.B, Facebook’tan size ‘arkadaşlık gönderecektir’, hiç tereddüt etmeden,hemen kabul edin! Onu, sayfanızda görmekten, ‘çok memnun olduğunuza dair’(!) mesajı da mutlaka atın! Hükümetin her türlü uygulamalarına, T.İ.B.’in çalışmalarına, ‘beğeni’ yapın, hatta ‘paylaşın’ bile! Kurum, Twitter’dan da sizin Follower’ınız (takipçiniz) olacaktır. Siz de T.İ.B.’i ‘takip edin!’ Bilgisayarınız ‘çökecek’ olursa da, ‘verilerinize’, T.İ.B.’den ulaşabileceğinizi unutmayın! ‘Sosyal Medya’ deyince, tam 20 yıldır Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olan İ. Melih Gökçek, (İ, İnternet oluyor) tekrar seçilirse, başkenti ‘dinozor parkına’ kavuşturacakmış. Makamda ‘kıdem belirtisi!’ ‘Gezi Parkı Fobisine’(!) kendini iyice kaptırmış İstanbul Emniyeti, Mustafa Sarıgül’ü Taksim’e sokmadı. ‘Gezi Parkı Eylemlerine’ karşı, ‘ters orantılı güç’ kullanımını, Antalya’da protesto ederken, boyunlarındaki ‘kırmızı fulardan’ dolayı gözaltına alınıp, dört ay tutuklu yatan üç genç, bundan sonra ‘yeşil papyon’ takmakları şartıyla serbest bırakıldı! Herhalde böyledir. Yargıda da ‘tekstil kotası’ var galiba!
FEZ’LEKE
Dört bakan hakkında hazırlanan 60 milyon dolarlık ‘fezleke’ geçen yıl yola çıkıp, ancak yeni yılda ‘vasıl olabildiği’ Adalet Bakanlığı’ndan, savcılığa ‘kesin dönüş’ yaptı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek, fezlekenin akıbeti hakkında şunları söylüyordu: “Savcılığın bize göndereceği fezleke, genel kurulun bilgisine sunulacak. Sonra en az 55 milletvekilinin imzasıyla, Meclis soruşturması açılması yönünde bir önerge verilecek, bu önerge kabul edilirse 15 kişilik bir komisyon kurulup, soruşturmaya başlanacak. Meclis, oylama sonucu, 'Yüce Divan'a gitmesi gerekiyor' derse, bu iddianame, Anayasa Mahkemesi'ne gidecek.” Anlaşılıyor ki, hesapta sonuca ulaşana kadar, birkaç seçim geçecek. AKP Hükümeti’nin de istediği bu zaten. 7’si sulu, 28’i kuru olmak üzere, 3000 metre ‘engelli koşu’ bunun adı. İlla ki bir yerde takılacak. Geçen haftalarda yazdığımız gibi, ‘fez’i düşüverecek yolda, ‘lekesi’ kalacak geriye.

DUBLE ‘Y’
Gazetelerde ‘Burası Türkiye, Kürtçe isim yasak!’ başlıklı bir haber vardı. Diyarbakır Bismil’de yeni doğan erkek çocuğuna ‘Cigerxwîn’ adıyla cüzdan çıkarmak için İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne giden baba Tayip Karagöz’e görevli memur, “İçinde X, W, Q harfleri bulunmayan başka bir isim istiyorsan yazalım ama bu isim olmaz” karşılığını veriyor. ‘Nüfus memuru’ neredeyse ‘sanki kendi çocuğuymuş’ gibi kafasına göre bir isim yazacak kütüğe: “Ya ben ‘Özgür’ adını çok severim, ‘Adalet’ de fena değil, öyle değil mi? Bak! ‘Hakkı’ da olabilir mesela. Ne desek acaba şimdi? Adın da ‘Tayip’miş madem. Gel sen, beni dinle. Bir ‘y’ daha koyalım araya. ‘Duble y’ olsun. Ne yapacan ‘dublü v’ yi? Tıkış tıkış, ‘bitişik nizam’, iki ‘v’ denen ‘w!

ADI YOKSA ‘KOD ADI’
Ne oldu hani bir nevi ‘klavye özgürlüğüne’(!) Sayın Başbakan? ‘Aynı hamam, aynı sauna.’ Bir Kürt ana-baba, çocuğuna istediği adı koyamaz mı? Buna hâlâ ‘Hakkı’ yok mu? YSK’nın yasakladığı billboard’lu ‘sağlam irade’, nakarat ‘milli İrade’ oluyor da ‘Özgür’ irade ‘cık’ mı? Paralel ‘Adalet’ mi söz konusu olan? Ana-baba bebesine, sosyalist, ünlü Kürt ozan Sexmus Hesen’in ‘mahlası’ ‘Cigerxwîn’ (kanayan yürek) adını vermek istemiş, çok mu? Duruma içerleyen baba Karagöz, bebeğine nüfus cüzdanı çıkarmadan dönmüş ocağına. Sen, nüfus idaresine, ailenin çocuğuna koymak istediği ‘adı’ yazdırma. Çocuk da büyüyüp, kendini dağa atınca ‘kod adı’ alsın. Sonra uğraş dur!

17 ARALIK HAFRİYATI

“Başbakan, ‘hıyarım var’ diyene ‘tuz yetiştiriyor” lafını yumurtladığında Devlet Bahçeli’ye, hayret ki ne hayret, Tayyip Bey, karşılık vermeye tenezzül etmemişti. Saatini çaldırmış ‘Maarif Takvimi’nin’, yaprağı, 23 Temmuz 2013’ü gösteriyordu. Erdoğan, gayet rahat, Devlet Bey’e, “Tuzu bulmuş, ‘hıyarını’ istiyor” mealinde, bir vecize patlatabilirdi hâlbuki. ‘Taksim’i ‘betondan kurtarılmış bölge’ haline getirip, iktidarın peşinde ‘korkulu gölge’ olan ‘Biber gazı müptelası’(!) Gezi Çapulcuları ile ‘hükümet zorlamalarıyla’ bu ‘Vandalların’ ateşini söndürmeyi ceht etmiş ‘kask kafalı’ ‘tulumbacıların’ yurt ve dünyada esamisi okunmayan ‘destanları’, ‘büyüklerim bilir’ Hakan yarabbi Şükür ile başlayan AKP Milletvekilleri istifaları, özellikle de ‘17 Aralık Hafriyatı’(!), Başbakan Erdoğan’ın ‘tadını, tuzunu kaçırmıştı’ bir kere.

‘AK PARALAR’
‘Halk Bankası’nın ‘ATM’leri’ olmuş ‘ayakkabı kutularından’ fışkıran milyon dolarlar, yatak odalarına “sıcak tutar’ diye ‘radyatör niyetine’ konmuş ‘içi balık istifi kasalar’, 24 saat hizmet verebilen ‘nöbetçi para sayma makineleri’, ‘Allah ihtiyaç vermesin’, gece yarısı gerekebilir endişesiyle bir köşeye atılmış ‘nakit yerel milyonlar’, herkesi hayrete düşürmüştü. ‘Yürüyen Kapalıçarşı’ İranlı ‘ince’ işadamı Reza Zarrab’ın malum destekle ‘konvertıbıl’ hale getirdiği ‘AK Paralar’(!) ile ‘aracı firma’ çocuklara tutuşturulan ‘küllî harçlıklar’, babalarına bahşedilen ‘katır yükü harcırahlar’(!), bu yüzden tutuklanan bakan mahdumları, istifa etmek zorunda kalan dört hükümet üyesi, geçici şok yaratmıştı toplumda.. ‘Çantacı’ durumuna konmuş bürokratlar, İzmir Emniyeti’nin ‘İmbat Operasyonu’na takılan, İzmir’deki demiryolu limanı inşaatının alımındaki başrol oyuncusu ‘bacanak’, yüzüne gözüne bulaştırmıştı işi. Özellikle Sabah ve atv’nin ele geçirilmesi için, Vakıf ve Halk Bankaları’ndan usulsüz çekinen 700 bin dolar yanında, ‘Hacıağa’ durumuna sokulup, ‘söğüşlenen’ yandaş işadamlarıyla, devre tamamlanmaya başlamıştı. Araziler, çiftlikler, villalar, gemicikler, tapular, ‘çorap söküğü’ hızıyla ortaya çıkıyordu

CÜMBÜR CEMAAT
Tüm bunların üstüne, dövizin ‘yurtdışına kaçma planlarına’ eklemlenen, moral bozucu ‘seçim anketleri’ sonuçları, ‘tuz biber ekmişti.’ Adaleti, düşünce özgürlüğünü, gösteri hakkını, hukuku, haberleşme serbestîsini, özel hayat gizliliğini, ‘tuzlayarak’ salamuraya yatırmak da ‘çare’ değildi. Eylemciler, muhalefet, medya, sendikalar, emniyet görevlileri, savcılar, hâkimler, hekimler, STK, TMMOB, TÜSİAD, MÜSİAD, Esad, küresel sermaye, döviz, ‘cümbür Cemaat’ derken bir de karşısına, ‘Çare Sarıgül’ sloganıyla, oyuncak ettiği İstanbul’u elinden almaya kalkan CHP Adayı,‘Şişli Belediye Başkanı’ dikilmişti. Cephe sürekli çoğalıyordu. “Küresel Sermaye gelmez” diyen “vatan haini”(!) TÜSİAD’ın ise ‘tuzu kuruydu.’

BOP EX-BAŞKANI
Obama, telefonlarına çıkmıyor, meşgule alıyordu! Bazen de ‘başkan beysbol maçında’ bahanesiyle ‘yok’ dedirtiyordu kendisini. Bu gelişmeler ‘BOP Ex-başkanını’, zıvanadan çıkarmaya yetmişti bile. “Mevla’m dert-keder vermeye, çile çektirir ermeye” diye bir laf uyduralım buraya. Milli Eğitim Bakanı Avcı’nın dediği gibi “Oturttuk” galiba ne dersiniz? ‘Sessizlerin sesi’ kısılmaya başlamış, ‘kimsesizlerin kimsesi’ artık Redkit gibi ‘ben bir yalnız kovboyumu’ mırıldanır olmuştu. Yakını, uzağı ‘Daltonlarla’ dolmuştu son zamanlarda. Bir ara ‘daltonizmden’ (renk körü) şüphelendi. Çünkü ‘şekeri’ olduğundan, ‘gözünü kollaması’ gerekiyordu ömür oyu. ‘Şekerden’ dolayı sinirlenmeye de gelemiyordu bir türlü. Başbakan Erdoğan, AKP’den istifa eden milletvekillerine de çok içerlemiş,“Meğer AK Parti'ye de bazı ‘tuzluklar’ sızmış” demişti. ‘Argo katsayısı’ hayli yüksek bir hükümetti AKP. Başbakan’ın ‘tuzluğu’ argoda ‘iktidarsız pipi’, ‘koca popolu kız’, ‘elden ele gezen kişi!’ anlamlarında kullanılıyordu.

BAHARAT VE SOS TAKIMI HÜKÜMET
‘Tuzluk’ örneğini veren Tayyip Bey’in, ‘Baharat ve Sos Takımı Hükümeti’nde bazı ‘rol dağılımları’ şöyleydi: Ettikleri ‘küfürlerle’, Zeyid Aslan ve Burhan Kuzu, acı ‘biberlik’, zehir zemberek, ‘keskin’ beyanlarıyla, Bülent Arınç, ‘sirkelik’, Ortadoğu politikalarını salataya çevirip, üzerine ‘çekirdeklerini’ bırakan Ahmet Davutoğlu, ‘limonluk’, az bulunur ‘yıkamacılar’, Mehmet Metiner ve Fevai Arslan, ‘yağlık’, ‘diyabetinden’ dolayı da Başbakan Erdoğan, ‘şekerlik!’

‘ALLAHAISMARLADIK’
Görevini ‘ifa eden’ mercilerle, Fethullah Hoca Efendi’nin ‘kıyamına’ (ayaklanmasına) karşı, rövanşist yaptırımlar sergileyen ‘büyük ustanın’, bu ‘tayin’, ‘sürgün’, ‘el çektirme’ gibi memur ve bürokratlara ‘kıyıcılığı’ (gaddarca davranması) açıkçası zulümdür, ‘kıyındır.’ İtaatkâr yandaşları dışında kim varsa ‘kıymalık et’ diye gören Başbakan Erdoğan, en son ‘korumalarını’ da yolladıktan sonra, bir ara yanlışlıkla, ‘kendisini de görevden alıp’, konuta geri döndü! Başbakanlık Binası’ndan çıkarken, herkesi öpüp, ‘allahaısmarladık’ diyerek teker teker ‘helallik almasına’ hiçbir görevli anlam verememişti! Başbakanlık Konutu’nun kapısında, onu karşılayan eşine, ‘Hazırlan tatile çıkıyoruz’ demesi ve eve vakitsiz dönüşünden Tayyip Bey’in bu durumunu fark eden Emine Erdoğan, Başbakan’ı apar topar ‘makamına’ geri gönderdi! Ben de o sıra çalan telefonla uyanmışım!