ATATÜRK DÜŞMANLIĞI NERELERE VARDI

Siyasal iktidarın ve ondan cesaret alan kişi ve örgütlerin Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı son hızla sürüyor.

 

Siyasal iktidarın ve ondan cesaret alan kişi ve örgütlerin Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı son hızla sürüyor. 
ABD yönetimine yön veren ABD’li “akil adamlar”ın, Büyük Ortadoğu Projesi öncesi ve sonrası konuşmalarına yansıyan “Atatürk’ü ve ulus-üniter devlet yapısını silin” buyrukları doğrultusunda siyasal iktidar ve bürokratları, varlık nedenleri olan Atatürk’ü ve Cumhuriyeti silme yarışına girdiler. Ne yazık ki, bu gibileri de bizleri de bu sistem yetiştirdi. Bu yönden sistemin sorgulanması gerekmez mi?
 
İsterseniz ABD buyruklarını bir kez daha çok kısaca anımsayalım.
Paul Henze’nin 1990 yılında Prof. Dr. Sabri Sayarı’ya hazırlattığı raporda, “Atatürk ilkeleri yenidünya düzeniyle birlikte ölmüştür” denildikten sonra, “İran ve Arap sermayesiyle desteklenen köktendincilik Türkiye için tehdit oluşturmamaktadır” ifadesiyle gerçek amaç ortaya konulmuştur. Daha o tarihte Türkiye için öngörülen modelin “İslami Cumhuriyet” olduğu açıklanmıştır. 
 
1990’dan sonra da ABD’li kuramcılar Türkiye Cumhuriyeti’nin laik rejiminin değişmesi için öncü olmuşlardır. CIA Ortadoğu Masası eski şefi Graham Fuller’in, Ufuk Güldemir’le yaptığı söyleşi hep aynı noktada düğümlenmektedir: “Kemalizm ölmüştür”. “Türkiye artık, İslam’ın günlük yaşamdaki rolünü yeniden düşünmelidir”. 
 
Fuller’in o yıllarda gazetelerde yayımlanan demeçleri ve 15.07.2003’te Los Angeles Times’ta yazdığı yazıda, hep Türkiye’de “ılımlı İslam” modeli savunulmaktadır. Fuller’e göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin İslami köklerine dönmesi gerekir.
 
Aynı görüşlerin, “Uygarlıklar Çatışması”nın yazarı Samuel P. Huntington tarafından da dile getirildiği görülmektedir. Huntington’a göre, Türkiye, “İslam’ın lideri” olmalıdır, “Ama bunu yapabilmek için Atatürk’ün mirasını, Rusya’nın Lenin’in mirasını reddedişinden daha eksiksiz bir şekilde reddetmek zorundadır”. 
 
Bu sözler, Atatürk’ü ve Atatürk Cumhuriyeti’ni yok etme projesinin dış kaynağını ortaya koyması yönünden önemlidir.
Atatürk ve Cumhuriyeti silme yarışı
Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i silme yarışında valiler, rektörler, yargı, sağlık, milli eğitim ve yükseköğretim kurumları başrolü oynamaktalar. Bir yandan Atatürk fotoğrafları duvarlardan indirilip, Atatürk büstleri ve Atatürk köşeleri kaldırılırken, bir yandan da Türkiye Cumhuriyeti (TC), tabelalardan ve internet sitelerinden silinmektedir. 
 
Bunun son örneklerini Bursa Valiliği, Trakya Üniversitesi ve İzmir Karşıyaka Adliyesi vermiştir. Bursa Valiliği tabelasından TC silinmiş; Trakya Üniversitesi internet sitesinden Atatürk fotoğrafı ve Türkiye Cumhuriyeti ibaresi kaldırılmış; İzmir Karşıyaka Adliyesi’nde ise Atatürk fotoğrafları duvarlardan indirilmiştir. 
 
Yapılanlar Türk Devrimi’ne ihanet boyutuna taşınmıştır. Hükümet, çıkardığı 444 dinci eğitim yasasıyla bir Devrim Yasası olan Öğretim Birliği Yasası’nı rafa kaldırmış; milletvekilleri bir Devrim Yasası olan “Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılması Hakkında Yasa”nın kaldırılmasını önerebilmişler; emniyet ve yargı güçleri yine bir Devrim Yasası olan “Kılık Kıyafet Yasası”nın yok sayılmasını görmezden gelmeyi içlerine sindirebilmişlerdir.
 
Siyasal iktidardan cesaret alan kimi yayın organları, siyasiler ve sivil toplum örgütleri işi Atatürk’e hakarete vardırmışlardır. “Laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacağı” üzerine yemin etmiş bir milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın yıllar önce söylediğini yineleyerek “Ben şeriatçıyım” diyebilmiştir.
Dinci bir dergi olan Sancaktar dergisinde yayımlananlar, “Biz gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nde mi yaşıyoruz?” dedirtecek türdendir. Bakın bu dergide neler yazılmıştır:
 
“M. Kemal’in millete çektirdikleri, maaşlarıyla sahip olamayacağı serveti açıkça konuşulabilmeli. Kendi aramızda değil, uluorta konuşulmalı. Araştırma Komisyonları kurulmalı. Yolsuzluktan karanlık ilişkilere, her ihtimal incelenmeli. Ve tespit edilirse vatana ihanetten, millete ihanetten, hazineyi siyasi güçle kendi menfaatine kullanmaktan ve zimmetten hüküm giymeli. İtibarı elinden alınmalı.” 
 
Böyle bir hakaret, aşağıda belirteceğimiz özel yasasına göre Cumhuriyet savcılarınca derhal soruşturulması gerekirken, yargı sessizdir. Sessizdir, çünkü yargıda da durum çok farklı değildir. Şöyle ki;
PKK ve dinciler video paylaşım sitesi youtube’da, Yüce Atatürk’e hakaret videoları yüklemişlerdir. Ankara Basın Suçları Savcılığı, bir yurttaşın şikayeti üzerine 8 videoya erişimin engellenmesi için mahkemeye başvurmuştur. Nöbetçi Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi başvuruyu, “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebileceği” gerekçesiyle reddetmiştir. Savcılığın itirazı da Nöbetçi Ankara 18 Asliye ceza Mahkemesi’nce reddedilmiştir. (Sözcü, 29.04.2013, Asuman Aranca)
 
Kısaca savcılık ve mahkeme topu birbirlerine atarak Büyük Önder Atatürk’e hakarete göz yummuştur. Neyse ki söz konusu videolar yayımdan kaldırılmış ve sorun çözülmüştür. Ancak yeniden hortlaması çok yakındır.
Üstelik konu hakkında bir de özel yasa vardır ve bu yasa savcılara özel görev yüklemektedir. 31.07.1951 gününde yayımlanan 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun”un 1. maddesine göre, “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile” cezalandırılır. Yasa’nın 3. maddesine göre ise, Cumhuriyet savcıları, bu yasada yazılı suçlardan dolayı “re’sen”, yani bir şikayet beklemeden, kendiliğinden soruşturma başlatır. 
 
Bilmem ülkenin neredeyse düşman kamplara bölündüğünün farkında mıyız? Bir yanda tutuklu Atatürk Cumhuriyeti, öte yanda İslami despotizm vardır ve ülkeyi yönetmektedir. 
Bakınız yeni devletin adını Levent Kırca nasıl vurguluyor: Levent Kırca “Devlet Sanatçısı” olduğunu söyleyerek, arabasını bir otoparktaki TRT bölümüne park etmek istiyor. Görevli belgesini istiyor. Belgeyi inceledikten sonra, “Evet doğru, devlet sanatçısısınız da, siz başka devletin sanatçısısınız, yani o devlet başka, bu devlet başka; bu belge size önceki devletten verilmiş” diyor. Kırca’nın “Hangi devlet var başımızda şimdi?” sorusuna da “Tayyip Erdoğan devleti” diye yanıt veriyor. (Aydınlık, 27.01.2013)
İşte durumun özeti budur.

Bülent SERİM (Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri ve YÖK eski Üyesi)