Al Fatih'i Vur Kekeç'e

Dr. Hasan Vasfi Altay

Beklentileri yeni Osmanlı olarak Ortadoğu veya Balkanları almak değil tabii. Amerikan icazetiyle Ortadoğu'nun Kürtlerini tırtıklayacağız. Ağa yanaşması Sefil Bilo tarzında böyle bir Osmanlılık elbette tartışma götürür.

Basında, özellikle yandaş medyada bir kısım gazeteci yeni Osmanlı’ya fena halde angaje oldular.

Beklentileri yeni Osmanlı olarak Ortadoğu veya Balkanları almak değil tabii. Amerikan icazetiyle Ortadoğu’nun Kürtlerini tırtıklayacağız. Ağa yanaşması Sefil Bilo tarzında böyle bir Osmanlılık elbette tartışma götürür. AKP’nin dağıtmış dış politikasını, buna paralel iç politikasını (Kürt meselesi) hararetle savunan yazarlar var. Bunlardan biri de Habertürk Gazetesi yazarı Fatih Altaylı.

Muhterem dünkü Habertürk’te iki yıl önce yazdığı yazıdan köşesine alıntı yapmış. 2011 temmuzunda yazdığı yazıda Fatih, Kürt sorununun çözülmesi için akil ve iyi adamın Abdullah Öcalan olduğunu söylüyor. PKK öldürüyormuş, Öcalan “Çok çok üzgünüm” diyormuş. “Bir haftada terörü bitiririm” diyormuş. Sağda solda örgütlenen Kürt ırkçıları bölünme sloganları atıyormuş, Öcalan “Bölünme düşünülemez” diyormuş. Öcalan Türk milliyetçisi mi oldu acaba? Altaylı 2011 temmuzundaki yazısını şöyle bitirmiş: “Bu durumun sonu şimdiden belli. Pek yakında 'Abdullah Bey sizi serbest bırakalım. Bunların arasında en düzgün, en anlaşılabilir, en iyi, en makul insan sizsiniz' diyeceğiz. Ardından dağdaki terörist inecek, silahlar susacak. Olur mu? Olur!”. Ağzına sağlık Fatih. Mutlu sonu yazmışsın hemen.

PEKİ ŞİMDİ NE DİYOR

2011’de böyle diyen gizli yandaş Fatih şimdi de şöyle diyor: “Durum hep buydu. Sadece kimse bunu değerlendirmeye cesaret edememişti”. Demek ki, Apo’yu parlatma cesareti bir tek delikanlı Fatih’te bulunuyor. Türkiye’de böyle gazeteciler de var dostlar. Ülkenin pusulasız iç politikasını yağlamak için desteksiz atıp tutuyor muhterem. Apo’yu ilk o keşfetmiş. Hümanizmasını, yapıcı, pozitif kişiliğini yıllar önce kayda almış. Oysa, Öcalan PKK içerisinde en gaddar kişiliklerden birisi. PKK katliamlarının ve örgüt içi infazların çoğunun emrini veren o. Fatih’in deyişiyle neden en anlaşılabilir, en iyi ve en makul insan oluverdi Apo? Kafasına saksı mı düştü? Ergen çocuk bile böyle uçmaz Fatih. Hayal görmeyi bırak. Kürt meselesi son dönemde bir Yeşilçam filmine dönüştürüldü. Oyunun yönetmeni ABD. Oyuncular ise AKP, PKK, yandaş medya ve figüran kadrosundaki liberaller. Malum senaryo böyle sürdüğü için Apo da duygusallaştı. Hapisteki Apo yani Kadir İnanır, hatalarından ders almıştır. Affedilirse, köyüne dönüp pancar, patates filan ekmeye karar verir. Bunu ilk fark eden Cilalı İbo yani Fatih olur. Fatih çok ileri görüşlü bir ayakkabı boyacısıdır. Filmde biz Türkler de Keriz ailesi oluyoruz. Gelişmeleri ağzı açık izliyoruz.

KANDİL SOPAYI GÖSTERECEK

Emperyalizm tarafından testislerinden kavranan Türkiye için Öcalan ve Kandil iyi polis-kötü polis oyununu oynamaya başladılar. Kandil sopayı gösterecek, Öcalan da yanağımızdan makas alacak. Sam Amca’nın projesi Irak ve Suriye Kürtlerini Türkiye ile bütünleştirecek bir federasyondur. Bu federasyonun ötesi de var ama girmeyelim. (Büyük Kürdistan, Kürt İsrail’i filan). Henüz birinci epizodu idrak ediyoruz. Öcalan ve Kandil adımlarını buna göre atıyor. AKP de kimseyi incitmeden pozisyonunu alıyor. Sıkıyorsa almasın. Öyle ki, Öcalan da hidayete erdi. Dindar nutuklar atıyor. PKK uyduruk Marksist geçmişini mezara gömüp Amerikan emperyalizmi ve ılımlı İslam’la dans ediyor. Allah aşkına, sen iki yıl önce neyi bildin Fatih’im? Şimdi de gururla açık ediyorsun. Bazen Yiğit Bulutlaşıyorsun. Senin bir şeyler bildiğini var sayarsak Mümtazer Türköne’yi de onore etmemiz gerekir. O da Apo’nun paşa yapılmasını istemişti. Mümtazer’in senden eksiği ne? Biraz boyu kısa. Aklı başında bir adam BOP projesinin uygun adım yürüdüğünü görürdü. Sen ise Zihni Sinir ayakları yapıyorsun. Sen bu kafayla akil adamlığı da iyi becerirdin. Ama kimsenin aklına gelmedin. Tarafsız pozlarında gezinip, sık sık başbakana şirinlik yapıyorsun. Bizden kaçmaz kuzucuk. Sen iyisi mi film çevir. Gazetecilikte harcanıyorsun.

GELELİM DİĞER YANDAŞA

Gelelim diğer yandaşa. En son yazımda, Ahmet Kekeç’e, kullandığı jargonun midemi bulandırdığını, kendisini çizdiğimi nezaketle ifade etmiş ve bu bağlamda ikilemesini söylemiştim. Sanki ben böyle dememişim. “İlle bana cevap yetiştir” demişim. Kendi tekerlemelerini yineleyip duruyor. Madem beyefendi susamıyor, siz okuyuculardan özür dileyerek son kez birkaç küçük cevap ekleştireceğim:

1. Bana canavar polemikçi demişsin Ahmet. Sen benimle yalnızca didiştin. Bunlara polemik mi diyorsun? Mizah zemininde yazdığım yazılara köylü bağrını açıp şarladın. Dolayısıyla kaliteyi de b.k götürdü. Ben sana hiç küfretmedim kuzucuk. Ama senin ağzın bozuk. Akit’teki ruh ikizin diğer Hasan bey de kolay küfrediyor. Niye hep böylesiniz, bilemiyorum.

2. Hiçbir sistem kusursuz kurulup, kusursuz işlemez. Cumhuriyet’in de kendine özgü kabahatleri oldu. Mustafa Suphi, Ali Şükrü Bey ve Sabahattin Ali cinayetlerini asla affetmiyorum. Antikomünizm refleksi kurucu Cumhuriyet’ten sizlere sirayet etti. Recep Peker’i, Mahmut Esat Bozkurt’u anıyorsun ama sizin cenahtan Sakallı Nurettin Paşa’yı niye es geçiyorsun sakallı Ahmet? 12 Mart ve 12 Eylül bize vururken senin gibileri de besleyip büyüttü.

3. Namuslu olup içinde bulunduğum halle ödeşmemi istiyorsun. Ben sistemle ziyadesiyle ödeştim delikanlı. Fani ömrümde ısırılmadığım bir dönem anımsamıyorum. Hangi halle ödeşmemi bekliyorsun? Sen kendi haline bak. Halkın dertlerine gözlerini kapayıp iktidarı gıdıklamakla meşgulsün. Namuslu olup senin kendi halinle (yandaşlık) ödeşmen gerekiyor.

4. Deniz Feneri davasını, abdestli kapitalizmi, İsrail’le kankalığımızı, Amerikan işmarıyla yürüyen dış politikamızı eleştirdiğine tanık olmadım. Uludere katliamına ve Reyhanlı faciasına karşı dilini yutmuş gibisin. 12 yıllık AKP iktidarında başbakanı bir kez kritik ettiğini görmedim. Ama Kemal Kılıçdaroğlu veya Devlet Bahçeli’ye tereddütsüz saydırıyorsun. Bu mu namusluluk? Öte yanda, yine namuslu olup, Ali Akel iktidarı eleştirdiği için Yeni Şafak’tan kovulunca neden kem küm ettiğini, karnından konuşmak zorunda kaldığını da bir açıklayıver.

5. Bana dayak attığını söylüyorsun. İstersen, ikimizi de okuyanlara bunu soralım. (Seni okuyan var mı, bilmiyorum). Ağzın gözün dağıldı, şaftı kaydırdın ama yiğitliğe b.k sürdürmüyorsun. Tosun Paşa filmindeki enişteye benzedin. Ama yine de dayanıklısın dostum. Fehmi olsa bu kadar tutunamazdı.

Not: Felsefe yapamıyorsun. Sorularıma yanıt veremiyorsun. Fikirlerimi çürütemiyorsun. Yalnız dedikodu yapıp kabalaşıyorsun. Gerçek solu, yani sosyalizmi sorgulamak seni aşıyor. Öyleyse beni birkaç yıl yazma çocuk. Gözüme gözükme. Yaraların kapansın, psikolojin düzelsin. Bir de münazara bahsinde bir yerlerden kurs filan al. Buna ihtiyacın var.