1. HABERLER

  2. EKONOMİ

  3. Kurtlar Vadisini bırak, yolsuzluk vadisine bak!
Kurtlar Vadisini  bırak, yolsuzluk vadisine bak!

Kurtlar Vadisini bırak, yolsuzluk vadisine bak!

Veysel’in ‘V’si, Adem’in ‘A’sı…Kurtlar Vadisi’ni bırak, yolsuzluk vadisine bak!

A+A-

Veysel’in ‘V’si, Adem’in ‘A’sı…
Kurtlar Vadisi’ni bırak, yolsuzluk vadisine bak!
Yusuf Yavuz
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 'Bakanlığının uygulamalarında siyasi konumunu kullanarak, Gazi yerleşkesinin tarumar edilmesi, Orman Genel Müdürlüğü arazisinin peşkeş çekilmesi ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü'ndeki hafriyat alanlarının Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmesiyle, kamuyu zarar uğratan ve görevini kötüye kullandığı” iddialarıyla kendisi hakkında geçtiğimiz ay meclise verilen ancak genel kurulda reddedilen  gensoru önergesiyle ilgili eleştirilere yanıt vermek için kürsüye çıktığında, “gensoruların da epeyce sulandığını” belirterek, her gün yatarken teşkilatına dua ettiğini söylemişti.
İSKİ’DEN ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI’NA GİDEN YOL
Başbakan Tayip Erdoğan’ın RP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde 1994 yılında İSKİ’ye genel müdür olarak atanan Veysel Eroğlu’nun adı, o yıllardan bu güne hep tartışmalarla anılır oldu. AKP iktidarı döneminde önce 2003 yılında DSİ’nin başına getirilen Eroğlu, 2007 yılında Çevre ve Orman Bakanı olmasının ardından yürütülen tartışmalı su politikaları ve projeleriyle gündemden hiç düşmedi. Geçtiğimiz yıl 657 sayılı kararnameyle yeniden şekillendirilen ve ‘Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ adını alan bakanlığın başına getirilen Eroğlu, Türkiye’nin bütün sularını bakanlığa bağlayan düzenlemelerin ardından su konusunda ülkenin en yetkili ismi haline geldi. Bu sürecin ardından AKP iktidarının dayatmacı politikalarının en önemli icracılarından biri haline gelen Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Bakan Eroğlu’nun kişisel görüş ve anlayışıyla yönetilen, bilim ve akılcılığı tartışılır, kamu yararı gözetmediği öne sürülen projelerle gündemden düşmedi.
‘MELEN SUYU İHALE BEDELİNİN 3 KATINA ÇIKTI’ İDDİASI
Bu iddiaların en sonuncusu CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ten geldi. Öğüt,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından,“12. 12. 2012’de 112 dev eser milletimizin hizmetinde” sloganı ile 1. kısmının açılışı gerçekleştirilen İstanbul’a içme suyu sağlayacak Melen Projesi’nin 2006’da bitirilmesi gerekirken, 1. aşamasının daha yeni açılabildiğini belirterek daha s aşaması bulunan projenin ihale bedelinin daha şimdiden yaklaşık 3 katı maliyete ulaştığını açıkladı.
PROJE BEDELİYLE 2. 200 MİLYARLIK FARK VAR
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun proje için şu ana kadar kaç lira harcandığı yönündeki soruya verdiği yanıtta bir skandalın ortaya çıktığını ileri süren Öğüt, 15 Aralık (2012) tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan demecinde, projenin her aşamasının soruşturulması gerektiğinin altını çizerek, “İhale bedelinin 2.7 katı maliyet: 2011 yılı sonu itibarı ile projenin tamamlanan paketlerinin 3 milyar 517 milyon 818 bin liraya mal olduğu belirtiliyor. Oysa yapılan söz konusu işlerin ihale bedeli yaklaşık 730 milyon dolardır. Yani Türk Lirası karşılığı 1 milyar 314 milyon liradır. Aradaki fark yaklaşık 2 milyar 200 milyon lira. (1 milyar 222 milyon dolar). Yani projenin 1. aşaması yaklaşık 1 milyar 954 milyon dolara tamamlandı. 2012 yılındaki harcamaları ise bilmiyoruz. Proje ihale bedelinin 2.7 katı bir maliyete ulaştı. Bu fark neden kaynaklandı? Açıklasınlar halk anlasın” ifadelerini kullandı.
EROĞLU’NUN İLGİSİ YALNIZ RAKAMLARA DEĞİLMİŞ
12. 12. 2012tarihinde açılışı gerçekleştirilen 112 ‘dev eser’in içinde bulunan ancak tamamlanmadan ya da önemli eksiklerle açıldığı öne sürülen başka projeler de bulunuyordu. Bakan Eroğlu, rakamlarla kurduğu ilişki, tarih ve saat vererek açılış duyurma uygulamaları nedeniyle kendisine yönelik bir süre önce yaptığımız “Bakan Eroğlu Pisagorcu mu?” benzetmesine Afyon’dan yanıt vermiş, “biz kimseye benzemeyiz, benzeyecekse o bize benzesin” yanıtını vermiş, bir anlamda antik çağın ünlü matematikçi filozofunun kendilerine benzemesi gerektiğini açıklamıştı. Ancak Bakan Eroğlu’nun ilgisinin yalnızca rakamlarla sınırlı olmadığı, harflerle ilgili uygulamalarda da adının geçtiği ortaya çıktı.
Bu kez de akıllara “Bakan Eroğlu Hurufi mi?” sorusunu getiren iddialar, Eroğlu’nun İSKİ Genel Müdürü olduğu döneme rastlıyor.
ÇÖPLÜKTE ORTAYA ÇIKAN 600 MİLYONLUK VADİ
Gazeteci İbrahim Günel, 24 Temmuz 1994 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan haberinde, İSKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerinin adının karıştığı bir skandalı duyuruyordu. Günel’in haberine göre, İstanbul’u saatli bombaya çeviren çöplüklerden biri olan Yakacık çöplüğünün iyileştirmesini üstlenen VADİ İnşaat şirketi milyarlarca lira almasına karşın projeyi durdurmuştu. Dönemin Refah Parti’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Adem Baştürk ile İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu’nun eşlerinin ortak olduğu öne sürülen ‘VADİ’ inşaat şirketi, Stuttgart Üniversitesi Katı Atıklar Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Oktay Tabasaran’ın şirketi olan ‘Abfall Tabasaran und Partner GmbH’ile ortaklaşa üstlendikleri bu projeden 600 milyon lira almasına karşın çalışmayı durdurmuştu. Tabasaran’ın şirketine ise 10 milyar lira ödenmişti. Dönemin Çevre Bakanlığı yetkililerine göre her an patlama riski bulunan Kartal- Yakacık çöplüğü çevresinde 100 bin nüfusun yaşadığı ve günde 700 ton çöp döküldüğü belirtiliyordu. Ancak VADİ İnşaat şirketinin üstlendiği rehabilitasyon işinin projeye aykırı olarak yürütüldüğü saptanmış, işi üstlenen firma milyarlarca lirayı kasasına koyduktan sonra projeyi tamamlamadan sonlandırmıştı.
 
VADİ’NİN ALMANYA’DAKİ PROFESÖR TÜRK ORTAĞI
Adem Baştürktarafından denetlenen iyileştirme projesini durduran şirketle ilgili çarpıcı iddiaların devamı ise yine Günel’in haberiyle, 30 Temmuz 1994 tarihli Cumhuriyet’te yer alıyordu. Günel’in haberine göre VADİ İnşaat bu kez de İstanbul’un ‘Mega Çöp Projesi’ ile gündemdeydi. Haberde, projesini VADİ İnşaat’ın çizdiği ‘Mega Çöp Projesi’nin ihale aşamasında çeşitli yolsuzluklar yapıldığı saptandığı belirtilerek, “Vadi İnşaat, 1992 yılında çöp projesinin etüt çalışmalarını ve ihale şartnamesini hazırlamak için açılan ihaleye girdi. Bu çalışmayı Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü hazırladı. Dönemin belediye başkanı Nurettin Sözen, bilimsel bir çalışma olması nedeniyle projeyi özellikle üniversite hocalarına emanet etmişti. İhale şartnamesini Adem Baştürk'ün başında olduğu bir grup öğretim üyesi hazırladı. İhale şartnamesine göre projelendirme, zaman azlığından "Katı Atık Projesi" ihalesini kazanan Nurol-Danweste konsorsiyumuna bırakıldı. Şartnamede ise sadece ne tür tesis ve depolama alanları yapılacağı belirtildi. İhaleyi alan Nurol-Danweste ortaklığı,  proje uygulamasını ise Vadi İnşaat-Tabasaran ortaklığına verdi” bilgisine yer veriliyordu.
 
VADİ’NİN KADIN ORTAKLARININ EŞLERİ BELEDİYEDE YÜKSELİYOR
RP'nin 27 Mart yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni kazanmasının ardından Vadi İnşaat'ın ortakları olan iki kadının eşleri de belediyede üst düzey yöneticiliğe getirildiler.
Bu arada Belediye İhale Komisyonu, 20 firmaya çağrıda bulundu. Komisyona başvuran 20 firmadan 12’si yeterlilik almıştı ancak komisyonda bulunan bir üyenin iddiasına göre Nurol firması yeterlilik başvurusunda bulunmamıştı. “Katı Atık Projesi ve Yapım İşi”, 1992 Haziran’ında belediye tarafından ihaleye çıkarıldı. Ancak usule göre üç firmanın ihaleye katılması gerekirken iki firma ihaleye katıldı ve ihaleyi Nurol- Danwestre konsorsiyumu kazandı. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, Nurol'un yeterlilik için başvuruda bulunduğunu ve yasal açıdan iki firmanın ihaleye katılabileceğini söylediler. İhalede en çok dikkat çeken bir konu ise Nurol-Danweste tarafından Prof. Oktay Tabasaran’ın ‘Abfall Tabasaran und Partner GmbH’şirketi ile VADİ İnşaat şirketine verilen genel proje dosyasında onay tarihinin bulunmamasıydı.
 
ÇÖPLÜK İNŞAATINDA KİL REZERVİ ÇIKTI, MAHKEME DURDURDU
Ardından projenin uygulamasına geçildi. Ancak Şile Karakiraz Köyü Muhtarlığı’nın, İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesi’nde açtığı davada, 10 Şubat 1994 tarihinde mahkemenin, 90 gün süreyle yürütmeyi durdurma karan vermesiyle çalışmalara ara verildi. Ardından da mahkeme kararıyla Mayıs 1994’te inşaat durduruldu. Çöp döküm alanı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin "Çevre Etki Değerlendirme" (ÇED) raporu yaptırmadığı, ancak dava açıldıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü'ne ÇED raporu hazırlandığı ortaya çıkıyor. Bilirkişi raporuna göre ise çöp depolamak amacıyla Orman Bakanlığı'ndan kiralanan alanda, seramik ve düşük sıcaklı refrakter hammaddesi olarak kullanılabilecek 6.5 metre kalınlığında kil rezervi olduğu saptandı.
 
BİLİRKİŞİLER, ‘PROJE DOSYASI YETERSİZ’ DEDİ
Mahkemenin belirlediği Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kriton Curi, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcı ve Boğaziçi Üniversitesi Zemin Mekaniği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turan Durgunoğlu'ndan oluşan bilirkişi heyetinin, 24 Şubat tarihinde hazırladığı raporda şu ifadeler yer aldı: “Dava konusu alanın içerisinden geçen Atizleri Deresi ile Çolakyatağı Deresi'nin daha sonra Çakıllı Dere'ye ulaştığı ve bu derelerin Karakiraz, Sarıpınar, Kılıçlı, İshaklı ve Kurma köylerinin içme suyu kaynaklarını beslediği, orman alanının meşe baltalık olduğu, görevi odun hammaddesi ve su üretmek olan orman alanının, çöp döküm alanı olarak kullanılmasının ana görev ve maksadı ile çeliştiği, kaynak sularının kirleneceği, ancak sızdırmazlık kriterinin sağlanması halinde önleneceği, ama mahkemeye sunulan proje dosyasında yeterli done olmadığı görülmüştür.”
 
VEYSEL’İN ‘V’Sİ, ADEM’İN ‘A’SI BİRLEŞTİ, ‘VADİ’ OLDU
Usulsüzlük ve yolsuzluk tartışmalarının odağındaki VADİ İnşaat şirketiyle ilgili en çarpıcı iddia ise şirketin adıyla ilgiliydi. İddiaya göre VADİ adı, dönemin İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu’nun ‘V’si, o dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, sonradan AKP Kayseri Milletvekili olan Adem Baştürk’ün ‘A’sı, İTÜ Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dinçer Toğacık’ın ‘D’si ve İTÜ’nün aynı bölümünden Prof. Dr. İzzet Öztürk’ün ‘İ’sinden oluşuyordu. Ancak VADİ İnşaatın ortak projeler yürüttüğü Almanya merkezli şirketin başında ise 2009’da İstanbul’da yapılan ‘Dünya Su Forumu’nun yöneticiliğini üstlenen Prof. Dr. Oktay Tabasaran’ın olması dikkat çekiyordu.
 
‘EROĞLU’NUN EŞİ SUUDİ ŞİRKETİN TÜRKİYE TEMSİLCİSİ’ İDDİASI
VADİ İnşaat’ın adının karıştığı iddiaların ardından gözler İSKİ’ye çevrilmişti. 1997 yılına gelindiğinde ise, İSKİ’nin açtığı boru ihalesini, daha ucuz teklifi veren şirket yerine Suudi kökenli bir firmaya verildiği iddiaları gündemdeydi. Bu kez iddiaların sahibi dönemin İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı Turan Özlü idi. Özlü’nün iddialarının odağında ise İSKİ ihalesini kazanan Suudi şirketin Türkiye temsilciliğinin İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu’nun eşinin olduğu bilgisiydi. O günlerde Radikal Gazetesi muhabiri olan Ahmet Şık, 23 Ağustos 1998 tarihli Radikal’de, Özlü’nün iddialarını gündeme getiren bir habere imza atarak şu ifadelere yer vermişti:  “İP İstanbul İl Başkanı Turan Özlü, başkanlığını Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı İSKİ Yönetim Kurulu'nun 22 Mayıs 1997'de 997/580 sayılı kararıyla 'boru alımı' ihalesi açtığını ve ihaleye merkezi Suudi Arabistan'da bulunan Amiantit, Türkiye'den Efe Dış Ticaret A.Ş. ve İsviçre'den Van Rol firmalarının katıldığını söyledi. Özlü'nün verdiği bilgiye göre, 1 Temmuz 1997'de yapılan 70 kilometrelik ihaleyi, en düşük teklifi veren Amiantit'in kazandığı ve sözleşmenin imzalandığı İSKİ tarafından açıklandı. Özlü, İSKİ'nin açıklamasında Amiantit'in 1 milyon 444 bin 820 dolarla en düşük teklifi verdiğini, Efe A.Ş.'nin 2 milyon 37 bin 110 dolar ve Van Rol firmasının da 1 milyon 572 bin 610 dolar teklif ettiğinin duyurulduğunu belirtti.”
 
‘EROĞLU, SUUDİ FİRMA ÜZERİNDEN İSKİYE BORU SATTI’ İDDİASI
Haberde, Özlü’nün, “Suudi firmasının Türkiye temsilcisi olan Hamle İnşaat A.Ş.'nin kuruluş adresiyle, İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ile Yatırımlardan Sorumlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Adem Baştürk, FP Kadıköy ilçe yöneticisi ve İTÜ Çevre Mühendisliği öğretim üyelerinden Prof. Dr. Dinçer Topacık ve İSKİ danışmanlarından ve İTÜ Çevre Mühendisliği öğretim üyelerinden Prof. Dr. İzzet Öztürk'ün eşleri üzerine görünen, adını bu kişilerin isimlerinin baş harflerinden alan 'VADİ' şirketinin adresiyle aynı görünüyor” ifadeleri aktarılarak,“İSKİ'nin Suudi firmasına ihale vererek boruyu Genel Müdür Eroğlu'ndan aldığını belirten Özlü, "İSKİ'deki skandal, Göknel yolsuzluğuyla kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Herkesi göreve çağırıyoruz” çağrısına yer veriliyordu.
 
‘VADİ’ BELGELERİNE ERGENEKON BASKININDA EL KONULDU
O günlerde İSKİ ve VADİ İnşaat hakkındaki yolsuzluk iddialarının üzerine giden, sonraki yıllarda ULUSAL Kanal’ın genel yayın yönetmenliğini üstlenen Turan Özlü ile bir programa katılmak için gittiğimiz kanalda sohbet ederken VADİ İnşaat olayı hakkında ellerinde bulunan belge olup olmadığını sorduğumda, Ergenekon operasyonları kapsamında Ekim 2009’da ULUSAL Kanal’a yapılan baskın sırasında bütün dosyalara el konulduğunu anlatmıştı. Özlü, bu konuşmanın üzerinden kısa bir süre sonra Ağustos 2011’de kanalına yapılan bir başka baskının ardından 9 arkadaşı ile birlikte gözaltına alınmış, ardından da tutuklanmıştı.
 
İÇİŞLERİ RAPORU: ‘İHALE VERİLENLER ARKADAŞ YA DA AKRABA’
Özlü’nün gündeme taşıdığı iddiaların ardından İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın hazırladığı 'İnceleme ve Soruşturma Raporu'nda, İSKİ Genel Müdürlüğü'nün 114 ihalesinden 109'unun usulsüz olduğu açıklandı. Raporun ardından, İhale Komisyonu'nda görevli 12 kişinin, 'görevlerini kötüye kullandıkları' gerekçesiyle yargılanması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. Raporda adı geçen firmalardan VADİ İnşaat'ın kurucu ortakları arasında, İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu'nun eşi Hatice Eroğlu'nun da olması dikkat çekerken, aynı şirketin ortaklarından Ayşe Seza Baştürk'ün ise, Büyükşehir Genel Sekreter Yardımcısı Adem Baştürk'ün eşi olduğu belirtiliyordu. Raporu hazırlayan Müfettişlerin dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise, ihalelerin sürekli aynı şirketlere verildiği ve bunların ortaklarının mevcut yönetim ile aynı siyasi partiye mensubiyet, arkadaşlık ve akrabalık gibi özelliklere de sahip olduğu bilgisiydi.
 
RAPORA GÖRE, ERDOĞAN VE EROĞLU YARGILANACAKTI
Raporda, İSKİ Genel Müdürlüğü'nce son beş yıl içinde gerçekleştirilen 114 ihaleden 109'unun 'Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif Alma Usulü' ile yapıldığı, böylece ihale yönetmeliklerinin 3'üncü maddesinde belirtilen, 'ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında yapılması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması ilkelerinin ihlal edildiği' belirlenirken, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve İSKİ Yönetim Kurulu Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ve İSKİ Yönetim Kurulu üyeleri ile ilgili olarak da 'Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanun'a tabi olduklarından, haklarında ayrıca fezleke düzenleneceği vurgulanıyor; Erdoğan ve Eroğlu'nun, İstanbul İl İdare Kurulu kararına göre yargılanacağı da belirtiliyordu.
‘BELEDİYE KAYNAKLARI PARAVAN ŞİRKETLERLE YAĞMALANDI’
Bu gelişmelerin ardından İSKİ’deki yolsuzluk iddialarını yalanlayan Eroğlu’nun açıklamaları sonrasında konuyu yeniden gündeme getiren İP İstanbul İl Başkanı Turan Özlü, İSKİ Yönetim Kurulu Başkanı Tayyip Erdoğan ile İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu'nu, ihaleye fesat karıştırmakla suçlayarak istifaya davet etti. 26 Ağustos 1998 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre Özlü, belediye kaynaklarının, üst düzey yöneticilerin paravan firmaları aracılığıyla yağmalandığını iddia ederek Cumhuriyet Savcısı'nı, İçişleri Bakanlığı'nı, Sayıştay'ı ve Başbakanlık Takip Kurulu'nu göreve davet ediyordu.
‘HATİCE EROĞLU VADİ’DEKİ HİSSESİNİ ALİ YONCA’YA SATTI’ İDDİASI
Özlü, 1 Aralık 1987 tarihinde, devlet memuru oldukları için ticaret yapmalarına yasal engel bulunan Veysel Eroğlu, Adem Baştürk, Dinçer  Topacık ve İzzet Öztürk’ün eşleri, Hatice Eroğlu, Ayşe Seza Baştürk, Hatice Topacık ve Meryem Öztürk’ün yüzde 15’er oranlarında hisselere sahip olduğunu öne sürdüğü VADİ İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi yeniden gündeme getiriyor ve Hatice Eroğlu’nun  27 Ocak 1997 tarihinde hisselerini Ali Yonca’ya satarak şirket ortaklığından ayrıldığı belirterek, “Veysel Eroğlu'na soruyoruz. Eşinize ait şirket hisselerini, memuriyetiniz boyunca mal beyanınızda gösterdiniz mi?” sorusuna yanıt istiyordu.
ADEM BAŞTÜRK: ‘EŞİM ORTAKLIKTAN AYRILDI, ŞİMDİ EV KADINI’
Ogünlerde birçok kez gündeme getirilen İSKİ skandalı ve VADİ İnşaat’la ilgili iddiaları her defasında yalanlayan Eroğlu, adı geçen şirketin İSKİ ile hiçbir ticari münasebeti olmadığını belirtecekti. VADİ İnşaat’ın ortakları arasında olduğu ileri sürülen Ayşe Seza Baştürk’ün eşi olan İBB Gen. Sek. Yard. Adem Baştürk ise, eşinin Veysel Eroğlu'nun eşi Hatice Eroğlu'yla kurduğu şirkette ortak olduğunu ancak bu ortaklığı 1993'te bitirdiğini öne sürüyordu. 28 Ağustos 1998 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yer alan Arife Avcu’nun haberine göre, iddialara tepki gösteren Adem Baştürk, “Eşim artık ortak değil. Bu şirket İSKİ'den ya da başka yerden ihale almışsa bize ne? Bizimle ilgisi yok. Her vatandaş gibi eşimin de şirket kurma ve ortaklıktan ayrılma hakkı var. İddialar tamamen karalama. Eşim ortaklıktan ayrıldı, şimdi ev kadını" ifadelerini kullanacaktı.
‘BELEDİYENİN HOCA ÇETESİ’
VADİ İnşaat ve İSKİ arasındaki ilişkiler ve iddialar uzun süre gündemden düşmedi. Öyle ki o günlerde Sabah Gazetesi’nde çalışan Serpil Yılmaz, “Bu da belediyenin hoca çetesi!” başlığıyla kaleme aldığı 30 Nisan 1999 tarihli yazısında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Erdoğan dönemine ilişkin elde edilen dosyaların yasaklı lider Erbakan’ı da töhmet altında bıraktığını öne sürerek şu iddiaları gündeme getiriyordu:
İLK DURAK EMİ HARİTACILIK
İstanbul Belediyesi'nde neler oluyor dedirten, ‘Akbil operasyonu’nun ardından gidiyorum. İlk durak Emi Haritacılık. Emi'yi yaklaşık 300 civarında çalışanı olan, modern bir şirket diye de yazınca şirket yetkilileri arayıp, ‘DSP Belediye Başkan Adayı Zekeriya Temizel şirketimizi ziyaret edecek, sizi bekleriz’ diye davet de etmişlerdi. Ne Temizel'in gittiğini duydum, ne de görebildim... 4 paravan şirkete, toplam 4.5 trilyon liralık naylon fatura kesilmesi olayının parçası oldukları iddiasıyla, Emi'nin ortakları Akın Ekinci ve Mustafa Ergün İstanbul Emniyeti'nin elinde.
İSTANBUL BELEDİYESİNDE HOCALAR ÖNDE GİDİYOR
Mustafa Ergün ismi hiç yabancı değil. Mustafa Ergün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı ve kader arkadaşı Ahmet Ergün'ün kardeşi. Polisin yurt dışına para kaçırdığı iddiasıyla peşine düştüğü Ahmet Ergün de haritacılık işinin çok uzağına düşmüyor… İstanbul Belediyesi tanıdıklarla dolu. Hocalar önde gidiyor. Akademik ilişkiler bunlar, camii hocalığı değil. Erbakan Hoca'yı saymazsak (ki bu ara Fazilet Partisi'nde de saymak istemeyenler çoğunlukta, hatta bu Akbil Operasyonu'nda ‘görünmeyen el’ diyecek kadar da ileri gidiyorlar) kapatılan Refah Partisi'nin önemli bir diğer hocası Prof. Nevzat Kor. Prof. Kor'un Mimko Mühendislik diye bir şirketi var. Bu şirket İSKİ'den su kanal projesi, arıtma tesisi, kanalizasyon projeleri gibi nice işler almış, yürümüş...
EROĞLU VE BAŞTÜRK’ÜN HOCASINA AÇILAN İSKİ MUSLUĞU
Mimko'nun İstanbul için önemi büyük. Anadolu ve Avrupa yakasında çöpleri toplayan, depolayan ünlü Albayraklar Grubu. Ancak bu çöplerin kompostlanma tesislerinin mühendislik hizmetinde Mimko imzası var. Mimko, Amerikan firması Rast ve Alman firması İGA'nın da içinde olduğu MİR ortaklığının bir parçası… Prof. Kor'un İstanbul Belediyesi'ne hizmetleri, MİR, Mimko yatırımlarıyla sınırlı değil. Kor Hoca, İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu'nu yetiştiren öğretim üyelerinden. Eroğlu da hocasına güvenip, İSKİ'nin musluklarını açmış tabii… Tayyip Erdoğan'ın başkanlık döneminde Belediye'nin Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Adem Baştürk'ün de hocası. İstanbul Belediyesi'nde akademik ilişkilerin meyvesinin toplayan şirketler yurt dışına kadar uzanıyor. MİR ortaklığındaki Alman kökenli İGA firmasının sahibi Prof. Oktay Tabasaran, Stuttgard'a gelen Baştürk'ün lisansüstü eğitimini gördüğü üniversitede hocası. Prof. Tabasaran'ın, Prof. Baştürk'le dostluğu genel sekreterlik döneminin öncesine uzanıyor. İki profesör, Meclis Koltuğu Skandalı'nın kahramanlarından Nurol'la Yakacık Çöplüğü Islahı projesinin mühendisliğini üstlenmişlerdi. Bir yandan çöpler ıslah ediliyor, öbür yandan anfilerde doğan ilişkilerle, ihalelerde musluğun başı tutuluyor. Bir yandan emi, dayı ilişkileri çıkıyor, öbür yandan kardeşe trilyonluk şirket kazandırılıyor. Adil düzende büyüme modeli bu kardeşim!..”
‘MÜTHİŞ TÜRK, ÇOK JANTİ OKTAY TABASARAN’
Dünya Su Forumu’nun başlamasına sayılı günler kala 13 Mart 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Tabasaran’la yaptığı röportajı yazan Ayşe Arman, “Müthiş Türk Ordinaryüs Profesör” diye tanımladığı Tabasaran’ı, “bu benim bir ordinaryüs profesörle ilk tanışmam. Hepsi bu kadar alçakgönüllü mü bilmiyorum. Ama Oktay Bey öyle. Ve çok yakışıklı, çok janti... Sadece ‘su’ üzerine değil, bir sürü şey üzerine konuşmak isteyeceğiniz bir beyefendi. Önümüzdeki pazartesi başlayacak 5. Dünya Su Forumu’nun genel sekreteri. Yani her şeyi. Düzenleyicisi, kalbi, beyni” cümleleriyle taltif ettikten sonra şunları yazacaktı: “Almanların müthiş saygı duyduğu bir isim. O kadar ki, ‘çevre biliminin maestro’su unvanını alıyor. Alman Çevre Bakanı Klaus Topfer’in senelerce danışmanı oluyor… Alman bir karısı ve yarı Alman yarı Türk üç çocuğu var. Ve bir sürü çeyrek Türk torunu... İşte bu şahane adam, bir süredir Stuttgart-İstanbul arası mekik dokuyor. Neden mi? İstanbul’da düzenlenen ‘Dünya Su Forumu’nun genel sekreteri olur musun?’ demişler. O da ‘Tamam’ demiş.”
 
Tabasaran’ın genel sekreterliğini yaptığı Dünya Su Forumu’nun ardından Türkiye’de suyun ticarileştirilmesinin önünün açıldığını anımsatıp biz yine konumuza dönelim.
 
SKANDAL GEZİYİ ORTAYA ÇIKARAN MÜFETTİŞ TUTUKLANIYOR
Mayıs 2011’de CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi ile alt kademe belediyelere yapılan operasyonun ardından tutuklanarak “Örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak” suçlamasıyla cezaevine gönderilen Karabağlar Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Hulusi Gülşen’in, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi olarak görev yaptığı 2002 yılında Veysel Eroğlu’nun da adının karıştığı ve skandal olarak ifade edilen ABD gezisine ilişkin bir rapor hazırladığı ortaya çıkmıştı. 7 Mayıs tarihinde Gazeteport’ta yer alan Yusuf Sahici imzalı habere göre, Gülşen, 2002 yılında arkadaşları Özcan Erdoğan, Fazıl Can ile Sanayi Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi Doğan Atamer ile 15 sayfalık rapora imza attı. Başbakan Erdoğan’ın “belediye ekibinden” olan ve en yakın çalışma arkadaşlarından birisi olan Veysel Eroğlu’nun da adının yer aldığı raporda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden coğrafi bilgi sistemi cihazıyla ilgili ihaleyi kazanan müteahhit firmanın ABD’ye götürdüğü 8 belediyeciyi hem bedava yedirip içirdiği hem de tüm masrafları firmanın karşıladığı gezi için devletten 13 bin dolar harcırah aldığı ortaya konuldu.
 
EROĞLU ABD’YE GİTMEDİ AMA HARCIRAHI ALIP KULLANDI
Müfettişler, yolsuzluğa karışanlar için savcılığa suç duyurusunda bulunurken, 2000 yılında yaşanan ‘gezi skandalı’, dönemin belediye başkanları Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna’nın dönemlerindeki suçlamalar üzerine başlatılan bir başka soruşturma sırasında tesadüfen ortaya çıktı. Bakan Eroğlu’nun yanı sıra geçen dönem AK Parti Kayseri Milletvekili olan dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreteri Adem Baştürk, halen THY’nin Kurumsal İletişim Başkanı olan Zeki Çukur’un da ‘usulsüzlük yaptığı’ iddiasıyla savcılığa sevk edildiği müfettişlerin raporunda, suçlamalar tek tek anlatıldı. Bu kişilerin ‘harcırah’ adı altında toplam 13 bin 298 dolar çekilerek, devletin zarara uğratıldığının vurgulandığı raporda ayrıca geziye katılacağı bildirilen İSKİ Genel Müdürü ve İGDAŞ’ın yönetim kurulunda yer alan Veysel Eroğlu’nun babasının kalp ameliyatı geçirmesini bahane göstererek hem ABD’ye gitmediği hem de harcırahı alıp kullandığı öne sürülmüştü.
 
AKP’DEN MİLLETVEKİLİ SEÇİLDİ, KURTULDU
Bir yıl sonra dönemin Eyüp Cumhuriyet Savcısı Ali İhsan Demirel tarafından aralarında Eroğlu’nun da bulunduğu 22 sanık hakkında ‘zimmet’ suçundan dava açıldı. İddianamede, 16-22 Temmuz 2000 tarihleri arasındaki ABD gezisinin firma tarafından karşılandığı belirtildi. Ancak 11 Mayıs 2003 tarihli Hürriyet’in haberine göre iddianamede adı geçen Adem Baştürk hakkında 3 Kasım seçimlerinde AKP'den Kayseri Milletvekili seçildiği için herhangi bir işlem yapılmadı.
EROĞLU MAHKEMEDE İDDİALARI REDDEDİYOR
Yine bu dönemde yürütülen soruşturmalar kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden Albayrak Turizm A.Ş'ye verilen ihalelerle ilgili aralarında Veysel Eroğlu’nun da bulunduğu 70 sanık hakkında açılan davanın görülmesi sırasında hakkındaki suçlamaları reddeden Eroğlu, İstanbul’un'”100 yıllık su ve hava kirliliği sorunlarını çözdüklerini'” söyleyerek beraatini isteyecekti.  Davayla ilgili 5 Haziran 2002 tarihli Hürriyet’te yer alan habere göre, duruşma sırasında dava dosyasını incelediğini ancak kendisi hakkında hiçbir şey bulamadığını söyleyen Eroğlu, açılan dava konusuyla ilgili olarak ne müfettişe, ne de savcıya ifade verdiğini bildirerek, ''Buraya gelmiş olmaktan dolayı üzüntülüyüm, ama aynı zamanda sevinçliyim. Çünkü Kore'de çevre konusunda İstanbul'a birincilik verilmiş. Ülkemizde takdir edilmiyoruz, ama yurtdışından takdir görüyoruz'' demişti.
VADİLERİN YIKILDIĞI ÜLKE’NİN AKIL TUTULMASI
Başta değindiğim, sayılarla kurduğu ilişkinin kişisel tarihinde harflerle de yolunun kesiştiği yönündeki takılma ifadeleri bir yana bugün HES projeleriyle altüst olan yaşam alanlarındaki vahşi yıkımlarla alay edercesine mesire yeri projesiyle gündeme gelen Solaklı Vadisi’ni işaret ederek, “Solaklı’yı gördükten sonra herkes vadilerinin böyle olmasını isteyecek” açıklaması yapan Bakan Eroğlu’nun adının da bir zamanlar “VADİ” skandalına karışmış olması bu ülkenin ‘akıl tutulması’ tarihine düşülecek nottan başka bir anlam ifade etmiyor.
DOKUNULMAZLIK ZIRHI HEPİMİZE FENA HALDE DOKUNUYOR
Ancak Türkiye’nin bugün geçmişte adı yolsuzluk ve skandal iddialarına karışmış, ardından da milletvekili seçilip meclise girerek ‘dokunulmazlık’ zırhına bürünmüş kişiler tarafından yönetiliyor oluşuna tarihsel bir ‘şerh’ düşülmesi gerekliliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bir ülkenin ve bir toplumun geleceğinin emanet edildiği, yaşamsal kararların alındığı koltukları işgal eden yöneticilerin, dokunulmazlık tartışmalarıyla birbirilerini suçlamak yerine samimiyetlerini ortaya koyup önce kendilerine dokunarak işe başlamalıdır. Amacım, bu uzun yazıda adı öne çıkan Bakan Eroğlu’na ilişkin geçmişteki iddiaları yeniden gündeme getirmekten çok, daha ilkeli ve temiz bir siyaset için ülkeyi yönetenlerin toplumsal bellekte yer edinen kimi ‘kirli’ tartışmalardan kendilerini arındırmaları dileğidir. Yoksa bu ülkede olanlar hepimize fena halde ‘dokunuyor!’
*Yazıyla ilgili kaynakça metin içinde tarihleriyle birlikte verilmiştir…
 
 
 
 
 
 
 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.