BANU AVAR EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU BÖYLE YAZDI

BANU AVAR EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU BÖYLE YAZDI

Banu Avar Çatı Adayını böyle yazdı.

Yaptığı belgesel ve programlarla bir çok farklı çevrenin saygınlığını kazanan ve ulusalcı kimliğiyle öne çıkan Ünlü Yazar, Gazeteci Banu Avar'ın kaleminden Çatı Adayı Eklemeddin İhsanoğlu yorumu...

İşte o çok konuşulacak yazı;

ÇATI ADAY VE TAPINAKÇILAR…

Ekmeleddin İhsanoğlu, 1999’da İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)da görevliydi. İstanbul’dayken Yıldız Sarayı Kütüphanesini çalışma ofisi olarak kullanıyordu. Tanıştım. Ve izlemeye başladım.. Çünkü akrabam, Mahmud Naci beyin yazdığı TRABLUS 1911 kitabını 1973’de Arapça’ya çeviren de oydu..

Çok çarpıcı ve etrafımızda görüp bir türlü anlayamadığımız yapılanmalara ışık tutabilecek bir yaşam öyküsü vardı...

IRCICA’daki görevi yanısıra, tüm Osmanlı ve Türkiye arşivlerinin en önemlilerine haiz olan İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi’nin müdürü idi.

İhsanoğlu, çarpıtılmış İslam’ın üretim merkezi El Ezher Üniversitesi’nde akademik hayata adım atmış ve ‘Doğu Meselesi’ ile ilgili en kapsamlı istihbarat ve strateji çalışmaları yapan Exeter Üniversitesi’nde doktora sonrası projelere imza atmıştı.

VE 24 YIL boyunca Küresel Odakların büyük önem verdiği yapılanmalardan biri olan İslam Konferansı Örgütü’nde tarih çalışmaları yürütmüştü.

Amerika’nın YENİ OSMANLICILIK ya da Büyük Ortadoğu adını verdiği projeler kapsamında en önemli stratejik çalışmaların yapıldığı yer bu merkezdir.

‘Çatı aday’, 24 yılın sonunda terfi etmiş ve İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. 1 Ocak 2005’den 2014’e kadar İKÖ 2011’de aldığı yeni ismiyle, İslam İşbirliği Örgütü genel sekreterliğini yürütmüş ve 10 yıllık bu çalışmayla Örgüt genel sekreterleri arasında en uzun süre genel sekreter kalan isim olmuştur. 2014’ün bir haziran günü adı küresel güç odakları tarafından, Türkiye Cumhuriyeti devleti Cumhurbaşkanlığına aday olarak ortaya atılmıştır.. Muhtemelen bu görev için çok önceden adı belirlenmiş olmalıdır.

Yaşamına damga vuran İslam İşbirliği Örgütü’dür. Ve kimliğinin ipucu da bu örgüttür.

Önce ‘Örgüt’, Sonra ‘Halife’!

Tek Dünya Devleti kurma hayalleri olan Ulusüstü yapılanmalar ‘iş’lerini çeşitli VAKIFLAR ve sözüm ona TARAFSIZ ULUSLARARASI TEŞKİLATLARLA yürütürler..

Hedefleri uzun yıllardır dünyadaki zenginliklerin beşiği olan İSLAM COĞRAFYASIDIR! Bugün buna itiraz edebilecek tek bir kişi var mıdır?!

İslam İşbirliği Örgütü, ilk paylaşım savaşından beri İngiltere’nin ve 2. Paylaşım savaşından beri ABD’nin kurmaya uğraştığı bir yapılanmadır. 1969’da amaca ulaşılmıştır. İlginçtir, Arap dünyası uzun yıllar bu Örgütün oluşmasına uygun bir zemine gelememiştir. İslam Konferansı Örgütü İslam Dünyasına yön vermek üzere bir provokasyonla 1969 yazında kuruluvermiş, Birleşmiş Milletler, NATO ya da Dünya Bankası gibi dünyayı ele geçirme hevesindeki kabalist birkaç ailenin denetimine girmiştir..

Akademisyen Arian Sharifi Ocak 2014’de İslam İşbirliği Örgütü’nün ‘misyon ve vizyonunu’ yeniden değerlendirmek gerektiğini yazmıştır. İslam İşbirliği Örgütü’ne üye ülkelerin ekonomik politik ve stratejik işbirliğini arttırması ve ‘belirleyici politik güç’ olması gerektiğinin altını çizmiştir(!).

Batının İslam dünyasına yön vermek için kullandığı 45 yaşındaki bu örgüte, 57 asıl ve 5 gözlemci ülke üyedir ve 4 kıtadan bir buçuk milyar kişiyi temsil eder görünmektedir!

1930’larda yeni bir uydu halife için uğraşan TEK DÜNYACI küresel çete, bir ‘Dünya İslam Konferansı’ için büyük çaba harcamış, ama Mustafa Kemal Atatürk ve benzer düşüncedeki liderler tarafından kuzu postları içindeki kurtlar anlaşılmış ve engellenebilmişlerdir..

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında ise emperyal odakların yeniden Pan İslamik bir yapı üzerinde çalışmaları Arap Ligi ile sonuçlanmıştır. Yine de amaçlanan denetim hasıl olmamıştır. Çünkü, kanayan bir Filistin vardır, ‘Bağlantısız’ hareketini yürüten Cumhuriyetçi / Laik Nasır Mısır’ı bir yandadır, İngiliz /Amerikan kucağındaki Suudi Krallığı bir yandadır, Amerikan yörüngesindeki İran Şahlığı başka tarafta, Pakistan ve Hindistan başka taraflardadır..

1950’lerde Amerika’nın sopayı eline alışıyla, NATO ve CIA’nin kurulumu tamamlandıkça, Mısır, Suriye, İran’a ve Türkiye’ye ardarda CIA operasyonları düzenlenmiş, darbeler yapılmıştır ama yine de İslam Dünyasında ses getirecek bir birlik sağlanamamıştır. O yıllarda ABD Dışişleri bakanı F. Dulles Batı dünyasının İslami birliğe neden bu kadar odaklandığını şu sözlerle anlatmıştır:

‘Din ve siyaset birbirinden ayrılmaz. Dünya meselelerini halletmek hususunda seçeceğimiz yol, dini görüştür.’

Yeni dünyanın aslanları bu görüşlerine uygun olarak adılar attılar. 21 ağustos 1969’da aniden gizli eller El AKSA Camiini ateşe verdi, ve bu saldırı sayesinde 25 ağustos 1969’da Arap ülkeleri Kahire’de alelacele buluşturuldular..Tapınakçıların İslâmi teşkilatı böylece hayata geçti. 1970’de Cidde’de İKÖ’nün ilk genel sekreteri Afrika Gine’den seçildi.. Seçilen genel sekreterlerin büyük çoğunluğu ülkelerinde cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanlığı yapmış ve batı bloğuyla fevkalede yakın ilişkiler kurmuş isimlerdi.

Rüyalarına giden yol, pek tabii ki, İslam Dünyasının biraraya gelmesi filan değildi.

Tevrat’ta yazdığı gibi, herkes birbirine düşecekti! Öc alınacak, Ninova (MUSUL) yerle yeksan olacak, İsrail yeniden dirilecekti!

DİNİ GÖRÜŞ siyaset için kullanılacaktı. Hedef İslam Dünyasını denetimde tutmaktı. Bunun en kolay yolu o dünyayı yönetecek bir ‘BAŞ’tı. Bir HALİFE..İslam Dünyasının tümünün ağzının içine bakacağı bir dini lider.

2011’de Amerikan istihbaratının düşünce kuruluşu, Pentagon danışmanı STRATFOR direktörü George Friedman, kitabında YENİ OSMANLI İMPARATORLUĞU öneriyor ve ‘bir halife altında toplanacak bir İslam ordusundan’ söz ediyordu.

2014’de Arian Sharifi süreç’in geri döndürülmesinden sözederken tarihi özetliyor, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bir halife için kolları sıvaması gerektiğini anlatıyor:

‘ İslam bir sistemler bütünüdür. Şeriat İslam hukukudur. Tarihsel olarak İslam dünyası Halifenin yönetimi altındaydı. Halifelik, Ali’den, Mekke’de Ümeyye hanedanına, Şam’da Emevilere, Bağdat’ta Abbasilere, Mısır’da Memlüklere geçmiş ve sonunda Osmanlı hanedanında devam etmiştir. Ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından ‘süreç’ durdurulmuş, halifelik kaldırılmıştır!’

Gazi paşa oyunu fena bozmuş.. Yeni oyunları da bozacak olanlar ‘hedef toprakların’ bağrından çıkacaktır.

Banu AVAR 16.6.2014

Kaynak:Haber Kaynağı