Rus arşivlerinden 1914-16 Trabzon işgal görüntüleri

Rus arşivlerinden Trabzon'un işgal altında geçen 1914-16 yılları arasında ki 2 yılından görüntüler

İşte o günleri anlatan bir belgeden aktardıklarımız

Trabzon Ruslar askeri gerekçelerle şehirde birçok imar çalışmalarında bulunurken, tarihi dokuda da büyük tahribat yaptılar. Rusları askeri amaçlarla tamamen veya kısmen tahrip ettikleri evlerin sayıları üç binden fazlaydı. Şehirdeki cami türbe ve mezarlarda bu tahribe uğradı. Rus bilim adamları kazılar yaptılar.
(TC Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006: 94)

…4 Mart’ta Pazar’a çıkartma yapan Ruslar donanmalarını ağır bombardımanı ile hallaç pamuğu gibi attıkları Fırtına Deresindeki savunma hattını yarmış ve 8 Mart’ta Rize’ye girmişlerdi. Çevre köy ve kazalardan gelen gönüllülerle Of’un doğusunda Baltacı Deresi boyunca durdurulmaya çalışan Ruslar, 28 Martta buradaki savunma hattını yararak Of a girmiş ve 2 Nisan’da Karadere önlerine ulaşmıştı. 7Nisan’da Rize’ye ve 8 Nisan sabahı Sürmene’ye çıkardıkları 2 tugaydan oluşan 10.000 kişilik takviye kuvvetleri ile Karadere’deki Türk savunma hatlarına yüklenen Ruslar, 13 Nisan’da Karadere’yi geçmiş ve 18 Nisan 1916’da Trabzon’u işgal etmişlerdi. (Lermioğlu, 2011)

Ruslar Karadeniz sahillerinde ilerlerken bölgedeki Türkler de Rus işgali altında yaşamamak için büyük bir göç başlatmışlar, perişan bir halde batıya doğru ilerleyen muhacir kafileleri Rusların hızlı ilerleyişi karşısında geri çekilmek zorunda kalan asker müfrezeleri ilekarışmıştı. (Lermioğlu, 2011)


21 Şubat 1916 Kasabada bugüne kadar görülmemiş mahşeri bir izdiham var. Trabzon’dan, Karadeniz’in doğu sahillerinden sökün eden her sınıftan müteşekkil muhacir kafileleri ardı arası kesilmeyen dalgalar halinde, sel halinde akıp geliyor. Yollar, tekmil binalar bu perişan halkla dolmuş, taşmıştı. Kahvehaneler, mektepler, camiler, medreseler bunlara tahsis edildi. Fakat ne yapılsa faydasız. Genel ve özel binalar ihtiyacı önlemekten pek uzak. Bu sebeple gelen muhacirlerin mühim kısmı yollarda, sahilin kumlukları üstünde yer yer ateş yakıp barınmaya, istirahata çalışıyorlar. Aynı günde kasabamız halkı da hicrete başladı. Bir kayığı Ordu kasabasına kadar kiralamak için bedelinin bir kaç mislini ödemek lazım. Kiralanan kayıklarla hicret eden ailelerin eşyası taşınıyor. Yeis, fütur, hüzün ve keder her dakika bir vesile ile artıyor. Kasabayı terk edenlerin ayrılıkları cidden hazin ve yürek paralayıcı. Evinin kapısını kapayan her aile, bir canlı cenaze gibi yakınlarını, komşularını gözyaşlarına boğuyor. İstila ve işgal tehdidi altında asırlık mesut yuvalarını, maddeten manen bağlı oldukları bu toprakları, tekmil varlıklarını, refahlarını, istirahatlarını, düzenlerini, sıcak ocaklarını terk ederek gidenlerin ızdırabı kalemle ifade edilemeyecek kadar taşkın. Hicret yoluyla yurttan, çift ve çubuktan ayrılmak ölümlerin en fecisinden daha feci. Daha elim. Evinin kapısını gözyaşları ile kapayan her bedbaht aile efradı kabristanındaki ölülerine son ziyareti ifa için kabristana vardıkları anda eminim ki, toprak altında yatan ölülere gıpta ediyorlardı. Ani bir ölümle yurdun her topraklarına karışıp bir zerre halinde kalmak bu dakikalarda ne saadetti. Yüzler bir ölünün rengi gibi sönük, gözler yaş içinde. Boyunlar bükük. Kalpler ızdırap
ateşleriyle tutuşmuş. Güz mevsiminde dalında sararıp rüzgârla yere düşen yapraklar gibi nereye düşeceklerini, nereye varacaklarım bilmeden şuursuz bir cereyanla dalgın ve şaşkın ayrılıyorlar. Her biri birer canlı cenaze. (Lermioğlu, 2011)

…Şiddetli olmasa bile bir fırtına başlamak üzere. Bu köhne ve serenlerine kadar yüklü olan kayıkla Yoroz Burnu’nu aşmak müşkül belki de tehlikeli. Önümüzdeki Akçakale’ye sığınmak icap ediyor. Pulathane’den hareketimizden iki saat sonra Akçakale’de demirliyoruz. Burada da sahile çekilmiş elliden fazla muhacir kayığı var. Bu koycağızın batısındaki yalçın kayaların üstüne kurulu, tarihi ihtişamıyla yükselen kale duvarları, bu duvarların denize bakan yüzündeki metrislerin azametli görünüşü, kayıkların bir hizada sahile çekilişi dört asır evveline ait bir deniz savaşının başlangıcı hissini veriyor. Kayıkta yatmak şöyle dursun ayak uzatacak bir karış yer bile yok. Köyün içi ve dışı muhacirlerle doluydu. Hemşerilerden birinin yardımıyla kahvehanelerden birinin odasını kiraladık. Akşamüzeri arkalarında taşımakta oldukları yüklerden bunalan diğer muhacir kafileleri peyderpey gelmeğe başladı. Her gelen geceyi geçirmek için barınmak üzere sığınacak bir yer arıyordu. Biraz sonra da şiddetli bir yağmur bastırdı. Köyün küçüklüğü, gelenlerin fazlalığı çoktan istiap derecesini aşmıştı. Bu yüzden buraya gelen muhacirlerin yüzde doksan beşi geceyi şiddetle yağan yağmurun altında geçirmek zorunda kaldı. Çocukların feryadı, ihtiyarların enini, beraberinde getirmekte oldukları hayvanların bağrışmaları burayı mahşerden bir numune haline döndürdü. Her adım başında bardaktan dökülür gibi yağan yağmur altında kümeleşen bir aile halkı titreşiyor. Evlerin, tütün damlarının biraz da zor kullanmak suretiyle kırılan, sökülen tahta ve direkleri yakılarak bununla ısınmaya gayret ediyorlar. Kayıkçılar bağırıyor. Köyün köpekleri bu baskın karşısında o kadar gevezelenmişler ki, bir türlü susmak bilmiyorlar. Sabaha kadar bu sesler ve gürültüler devam etti. … Erken kalkan kasaba halkı pencerelerinden sahilde birikmiş muhacirlerin perişan hallerine bakıyor ve acıyorlardı. İskelenin başında rastgele yere serilmiş, geceyi açıkta geçirmiş birçok muhacir vardı. Burada da sahiller lebalep muhacir kayıklarıyla dolu. Göze çarpan sefalet ve felaket manzarası değil içli insanların, en duygusuz olanların bile kalbini sızlatmaya, acıma hislerini tahrike kâfiydi. (Lermioğlu, 2011)

İzlenme: 2191
Benzer Videolar