1. YAZARLAR

  2. Onur Akay

  3. Soner Yalçın'ın Fazıl Say yazısında bir isim arada kaynadı!
Onur Akay

Onur Akay

Yazarın Tüm Yazıları >

Soner Yalçın'ın Fazıl Say yazısında bir isim arada kaynadı!

A+A-

Sözcü Gazetesi yazarı Soner Yalçın'ın, 'Fazıl Say haklı çıktı' başlıklı yazısına gönülden katılarak okudum. Yalçın yazısında, 'Fazıl Say haksız mıymış? Facebook’ta “Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözünü hatırlatarak, Erdoğan'ın ünlüleri olarak hitap ettiğim grup için, 'Sevindirici olan Fazıl Say’ın haklı çıkmasıdır. Ve Erdoğan’ın vizyonunda sadece bir avuç arabeskçinin olmasıdır.' dedi. Evet bu çok sevindirici bir durum ama, Erdoğan'ın vizyonunda tam Bülent Ersoy'un yanında öyle bir isim oturuyor ki, kimse onun kim olduğunu farketmedi! unluler.jpeg

Evet o isim Türk musikisine çok önemli eserler kazandırmış, büyük bestekarımız Amir Ateş...

Hocamızın siyasi görüşünü bilemiyorum ama besteci olarak tanıdığımız Amir Ateş, Mevlidhân olarak da ününü duyurdu ve bu yönde de pek çok öğrenci yetiştirdi.

"Seni ben unutmak istemedim ki ", "Bir kızıl goncaya benzer dudağın", "Ben seni unutmak için sevmedim" ve daha bir çok güzel şarkılarıyla musikimizdeki önemli yerini almıştır. Benim de iki ayrı şiirimi besteleyen Amir Ateş hoca, musiki kariyerimde çok önemli bir yere sahiptir. TRT'nin çıkardığı ''Müzik Demeti 3'' isimli albümde yer alan, sözleri bana ait bestesi ise Amir Ateş'e ait ''Kalmadı bu alemde aşkı yazan bir kalem' isimli hicaz şarkı, TRT sanatçıları tarafından okunmuş ve kısa sürede çok sevilmiştir. Diğer ortak şarkımız ise, yine TRT repertuarında yer alan ''Unutup bir an seni biraz ben dese gönlüm'' isimli hicazkâr şarkıdır.

Amir Ateş, Üsküdar musikl cemiyetindeki hocalıgının yanı sıra; anadolu yakası telefon baş müdürlüğü, Türkiye denizcilik işletmeleri, İstanbul ehli Kurân ve mevlidhânlar derneği tasavvuf koroları gibi bir çok topluluktan başka diyanet işleri başkanlığı kurslarında da hocalık yapmıştır. Bestekârımızın dini bestelerinden oluşan 5 kaset ve CD halindeki eserleri halkımızın beğenisine sunulmuştur.

Sadece Amir Ateş'i hocayı bir avuç arabeskçi sözünden ayrı tutarak, değerli yazar Soner Yalçın'ın gönülden katıldığım o yazısının bir bölümünü, bende köşeme taşıyorum:

İşte o yazı:

'Sizi birkaç yıl önce yapılan bir tartışmaya götüreceğim. Konu arabesk idi ve hedefte Fazıl Say vardı. Peki o tartışmayı bugün niye anımsatıyorum? Bunun iki nedeni var. Biri; Erdoğan’ın vizyon toplantısına katılan ünlüler. Diğeri ise Fazıl Say’ın “İlk Şarkılar” albümü. Aslında size iki Türkiye’yi göstermek istiyorum. Nasıl mı?..

Makaleler de kitaplar gibi; yazılacak zamanı bekliyor.

Fazıl Say’ın “İlk Şarkılar” albümüyle ilgili yazmak istediklerim neredeyse bir yıldır bekliyordu.

ŞİMDİ VAKİT GELDİ

Ama… Önce bir tespitte bulunmalıyım:

Fazıl Say haksız mıymış? Facebook’ta “Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözü başta “arabesk’in ne olduğunu bilmeyen” arabeskçiler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. (İşin acı yanı Fazıl Say’a sol‘dan gelen “seçkincilik” eleştirisi idi!)

Kamuoyu geçen haftayı Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan‘ın vizyon toplantısına katılan “ünlüleri” konuşarak geçirdi.

Sanatçı‘nın içi boşaltıldı ve medya artık herkesi “sanatçı” diye tanımlıyor! Demek ne “sanatı” ne de “sanatçıyı” biliyorlar; vasatlığın göstergesi bu. Ve aslında arabesk tam da budur. Açayım…

MÜZİKLE İLGİSİ YOK

Köşk adayı Erdoğan’ın vizyonuna sadece arabeskçiler destek verdi; bakmayınız bazılarının pop filan söylediğine ya da dizi oyuncusu olduğuna; hepsi arabesktir! Arabesk’in sadece müzik türüyle filan ilgisi yoktur.

Arabesk bir yaşam biçimidir; kültür’dür/kültürsüzlüktür ve temsilcisi Erdoğan’dır.

Arabesk bir kültürden diğerine geçiştir. Kent’in/burjuvazinin kimliksiz varoşa yenik düşmesidir; “kültürel çöküş”tür.

Arabesk, aydınlanmanın, çağdaşlaşmanın karşıtıdır.

Arabesk, sadece kendi çıkarını düşünen siyasi kirliliktir.

Arabesk, insanın kendine yabancılaşmasıdır. (İşte tam da bu nedenle; tecavüz mağduru Zerrin Özer ile tecavüz mağruru İzzet Yıldızhan, Erdoğan’ın vizyon toplantısında yan yana geliverir! Bu “çimentonun” ahlakı; arabesk’tir!)

Bakınız…

Erdoğan’ın vizyon toplantısına, toplumun yozlaşmasıyla ortaya çıkmış “icracıların” gitmesi tesadüf mü? Bunu neden hiç tartışmıyoruz.

Evet, Erdoğan’ın vizyon toplantısında neden sanatçı yoktu?

Sanatçı bugün Türkiye’de neyi savunuyor? Sanatçı arabeskin karşıtıdır.

İşte o vizyon toplantısı, bizim önümüze bir gerçeği getirip koydu:

“Arabesk Türkiye’yi uyuşturuyor” diyen Fazıl Say’ın haklı olduğunu!

Arabeskçilerin yani kaderciliğe, kalitesizliğe, değersizleştirmeye Türkiye’ye mahkum edenlerin Erdoğan’la kucaklaşması aslında hiç şaşırtıcı değil.

Arabesk, kapitalizmin en kültürsüz sistemidir. Köksüzdür.

Arabesk yozlaşmadır. Dün Erdoğan’a giden; yarın Erdoğan iktidardan düşünce başka bir “vizyon” toplantısına gidecektir ve tabii arabesk hâlâ yaşıyor ise…

"SAHTECİLİĞİN ÇÖKÜŞÜ"

Fazıl Say’ı yazacaktım nerelere geldim.

Yine…

Fazıl Say’a geçmeden bir kişiyi tanıtmalıyım sizlere:

Theodor W. Adorno (1903-1969), 20. yüzyılın önemli filozoflarından biriydi. Frankfurt Okulu ya da Eleştirel Kuram olarak bilinen düşünce hareketinin kurucularındandı. Dünyada müzik sosyolojisinin akla gelen ilk ismiydi. Müzisyendi; Alman besteci Bernhard Sekles‘ten müzik dersleri aldı; beste çalışmaları yaptı.

Müzik kuramıyla ilgili düşünceleri devrim yarattı. İlk tespiti şu oldu, “sonunda kültür endüstrisi müziği tamamen kendi denetimine sokmayı başardı.”

Adorno, “Aydınlanmanın Diyalektiği” kitabında caz ile ilgili ileri sürdüğü tez tartışma yarattı. Caz’ın, Amerika’ya özel bir olgu olarak değil, gelişmiş kapitalist toplumsal sistem içinde bir durum olarak ortaya çıktığını belirtti. Yani Adorno, caz müziğin, kökeninden-tarihinden kopartılarak, popüler kültürün tüketim müziğine dönüştürüldüğünü yazdı:

“Kökü lümpen proletaryaya dayanan ve önceleri önemsiz bir sosyal olgu olan caz; iletişim endüstrisi (medya) tarafından yontulup cilalanarak, mütevazı ve şaşırtan özelliklerinden yoksun bırakıldı ve içi tamamen boşaltıldı. Toplum, umutsuzlardan oluşan bir toplum, bu nedenle çetelerin ağına düştü. Bu durum kimi vasat romanlarda, filmlerde ve cazın biçeminde çok bariz ortaya çıktı.”

Aydının kendi standartlarını düşürmesine Adorno, şiddetle karşı çıktı. “Sahteciliğin çekiciliğine” kendini kaptıranları eleştirdi. Bunun entelektüel üretkenliği tehdit ettiğini yazdı.

Adorno’yu niye hatırlattım? Şundan…

İLK ŞARKILAR

Fazıl Say benim dostum, kardeşim…

Fazıl Say Türkiye’nin en değerli sanatçılarının başında gelir. İcracılığından daha önemlidir besteciliği.

Bu sebeple Fazıl Say’ı Fazıl Say’dan bile korurum.

Şunu demek istiyorum; sahteciliğin çekiciliğine kapılıp “piyasa müziği” yapmasına karşı çıkarım.

Fazıl Say’ın “İlk Şarkılar” albümü Türkiye’de çok beğenilince ve çok satan müzik CD‘lerin başında yer alınca korktum. Diğer eserleri; gerek ABD gerekse Japonya’da listelere hep girdi. Türkiye’de ise ilk kez oldu. Hemen sorguladım, niye?

Ne yalan yazayım bu durum beni kaygılandırdı; “acaba” dedim, “yoksa” dedim. Sorularımın yanıtını bulmam tam bir yıl sürdü. Hayır, “İlk Şarkılar” piyasa müziği değil.

“İlk Şarkılar” Fazıl Say’ın entelektüel üretkenliğe devam ettiğinin güzel bir işareti.

Büyük ustalar; Metin Altıok‘u, Can Yücel’i, Cemal Süreya‘yı, Orhan Veli’yi, Nazım Hikmet‘i, Ömer Hayyam’ı ve Pir Sultan Abdal ile Muhyiddin Abdal’ı notalarla buluşturan büyük bir bestecinin eseri.

Bizi, yani Anadolu’yu dünya kültürüyle birleştiren “İlk Şarkılar”; Türkiye’de giderek yozlaşan müziğin düşen çıtasını yukarı çekiyor.

Türkiye’nin muhafazakar/çorak ikliminde yeniden dirilen arabeske meydan okuyor. Yani…

Fazıl Say “sahteciliğin çekiciliğine” kapılmıyor. Ki…

ADORNO'NUN ÖĞRENCİSİ

Fazıl Say’ın hata yapmasına izin vermeyecek -sadece Fazıl’ın değil hepimizin- bir “öğretmeni” var; Ahmet Say!

Bugün siz onu “Fazıl Say’ın babası” olarak tanıyorsunuz. Ama…

Ahmet Say entelektüel bir aydındır.

Yıllarca makaleler yazdı. Kitaplar yazdı. Dergiler çıkardı. Yayınevleri kurdu.

Bıkmadı. Yorulmadı. Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinde meşale oldu.

Peki devlet ne yaptı:

Hep eziyet etti.

İşkence yaptı. Cezaevine attı. İşsiz bıraktı. Yasaklı etti.

Ahmet Say bu zor koşullarda yetiştirdi oğlu/öğrencisi Fazıl Say’ı.

O devlet:

Ahmet Say’a ne yaptıysa oğlu Fazıl Say’a da onu yaptı; zalimlik.

Bıkmadılar. Uzanmadılar. Doymadılar…

Demem o ki:

Fazıl Say’ın hata yapmasına engel olacak en önemli kişi Ahmet Say’dır. Bunu laf olsun diye söylemiyorum.

Bilmiyordum; Ahmet Say’ın yazdığı “Ağaçlar Çiçekteydi” adlı anı kitabından öğrendim.

“Fransa’da Liberation gazetesinde bir vesileyle ‘Adorno’nun öğrencisi olduğum’ yazıldı. Hem doğru hem yanlış: 1950’li yılların sonlarında Adorno, Frankfurt’ta ‘Diyalektik ve Estetik’ konulu birkaç hafta süren bir seminer vermişti, ona katıldım. Eğer öğrencisi olmak için bu yetiyorsa gazetede yazılan doğru…” (s 130)

İşte iki Türkiye…

Biri arabesk’in iktidarını temsil ediyor.

Diğeri Cumhuriyeti!..

Siz sanıyor musunuz ki, mesele sadece Erdoğan’dır veya AKP’dir.

Mesele, kültürsüzleştirme politikasıdır.

Mesele, vasatlığın değil insanlığın estetik değerlerinin iktidar olmasıdır.

Evet:

Sevindirici olan Fazıl Say’ın haklı çıkmasıdır.

Ve Erdoğan’ın vizyonunda sadece bir avuç arabeskçinin olmasıdır.

Umutlu olmak için çok nedenimiz var…'

TWİTTER: @_onurakay_

E-POSTA : onurakay@onurakay.com.tr

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.