1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. OBAMA'NIN TEMSİLCİSİ ÇOK AĞIR KONUŞTU
OBAMA'NIN TEMSİLCİSİ ÇOK AĞIR KONUŞTU

OBAMA'NIN TEMSİLCİSİ ÇOK AĞIR KONUŞTU

“Ben burada kimseye ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve bağımsız ve özgür medyanın değeri hakkında konferans vermek için bulunmuyorum. Uyarıyorum.

A+A-

O çok ağır eleştirdi sadece bu gazeteler yazabildi !

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Yasası değişikliklerinin ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Douglas Frantz, Türkiye’ye geldi. “Obama yönetiminin sözcüsü olarak” Türkiye’ye geldiğini vurgulayan Frantz, beş gazetenin temsilcisiyle bir araya geldi, Erdoğan ve AKP’ye uyarılarını doğrudan bu gazeteler üzerinden kamuoyuna açık bir biçimde verdi. 

SANSÜRCÜ YANDAŞLAR

Ancak iktidar medyası Star ile iktidar yanlısı Türkiye gazetesi, Frantz’ın söylediklerini yayımlamayarak sansür uyguladı. Zaman ve Posta gazeteleri ise Erdoğan’ın hışmından korktukları için olsa gerek Frantz’ın söylediklerini iç sayfadan verdi. Sadece Milliyet Gazetesi söyleşiyi birinci sayfadan verebildi. 

Frantz’ın yaptığı, Obama’nın Erdoğan’a beyzbol sopasıyla mesaj gönderdiği fotoğrafından daha sert uyarılarından öne çıkanlar şöyle:

- Basındaki kutuplaşma, gazetelerin net biçimde hükümet yanlısı ve karşıtı olarak ayrışmaları Türk demokrasisine zarar veriyor. Büyükelçi Ricciardone’nin geçen hafta söylediği gibi bu durum Türkiye’nin dünyadaki imajına zarar veriyor ve Türkiye’nin imajı, tıpkı ABD’ninki gibi önemli bir değerdir. Demokrasi halkın liderleri ve hükümetleri hakkında güvenilir haber alabilmesine dayanır. Bu olmayınca sonunda bir sözde demokrasi haline gelirsiniz. 

- Twitter ve sosyal medyayı yasal ve özgür biçimde kullanan insanları cezalandırmayın. Teknolojiyi cezalandırmayın. Kim sorumluysa onu bulun ve o kişiyi cezalandırın.

- Sızdıranın peşine düşün ama yayın organlarının peşine düşmeyin. Bunu yaptığınızda özgür basına zarar vermiş olursunuz.

- Ben burada sizinle Dışişleri Bakanlığı’nın ve Obama Yönetimi’nin bir temsilcisi olarak, ifade özgürlüğü konusunda bazı kaygılarımızın olduğunu söylüyorum. Buraya size ders vermeye gelmedim. Ülkelerimiz arasındaki ilişkiyi güçlendirmek için buradayım. Dolayısıyla burada ültimatomlar yok.

- Sızıntılar hükümetleri hesap verebilir tutmada ve hükümet suiistimalleriyle mücadelede önemli bir rol oynayabilirler.

- Bu ekonominin büyümesini ve daha sağlıklı olmasını sağlayan dış yatırımcılar burada hukukun üstünlüğünün mevcut olduğunu, liderlerin yasaları işlerine geldiği gibi seçip uygulamadığını ve hepsinden önemlisi hükümet üzerinde kontrol işlevi gören bir açık basının olup olmadığını bilmek isterler.

- Türkiye’nin güçlü bir demokrasi olmaktan çıkarak başka bir şey haline geldiği yönündeki dünya algısından en kötü biçimde etkilenecek olan Türkiye halkıdır.

- Türkiye’nin demokrasi yolundan saptığını hissedersek Türkiye güçlü yapanın ne olduğunu ve Atatürk’ün modern Türkiye’yi kurarken hangi vizyonla hareket ettiğini hatırlatmak için bir itirazda bulunma hususunda sorumluluğumuz vardır. Ben bu konuda konuşmak için buradayım ve kişisel olarak açığı gördüğüm için düzeltilmediği takdirde bunun sonuçlarının olacağını işaret etmek istiyorum.

ARNAVUTKÖY UYARILARI

Frantz’ın söyleşide dile getirdiği bu tarihi uyarıları Milliyet Yazarı Kadri Gürsel köşesine şöyle aktardı:

Halkla İlişkilerden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Douglas Frantz Türkiye’yi yakından tanıyan, 11 Eylül saldırıları sonrasındaki haberciliği ile Pulitzer ödülü almış eski bir gazeteci. 35 yıllık meslek hayatının 2000-2005 arasındaki dönemini New York Times’ın İstanbul Büro Şefi olarak ülkemizde geçirmişti. Frantz bu kez İstanbul’a geçen perşembe, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey yetkilisi olarak geldi. Ziyaretinin gündem konusu Türkiye’nin basın özgürlüğü sorunu idi. Dün (Perşembe) kendisiyle ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun Arnavutköy’deki resmi rezidansında ana teması “Sivil bir toplumda bağımsız medyanın rolü” olan bir görüşme gerçekleştirdik. Yazılmak kaydıyla yapılan bu görüşmede bulunan diğer dört gazeteci şunlardı: Fehmi Koru (Star), Abdülhamit Bilici (Zaman), Ceren Kenar (Türkiye) ve Nedim Şener (Posta).

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Frantz görüşmeye aşağıdaki giriş konuşmasıyla başladı:

KONFERANSA DEĞİL UYARIYA GELDİM

“Ben burada kimseye ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve bağımsız ve özgür medyanın değeri hakkında konferans vermek için bulunmuyorum. Diğer taraftan YouTube ve Twitter’ın kapatılması yönündeki girişimler ABD’de ve Türkiye’nin dostu diğer ülkelerde kaygı yaratmış bulunuyor. Birkaç hafta önce yazmış olduğum provokatif blogda belirttiğim her şey, dostlukla ve Türkiye’nin geçmişine duyduğum hayranlık söylenmiş şeylerdi.”

Bunun ne olduğunun sorulması üzerine Frantz, “sosyal medyayı yasaklamanın 21’inci yüzyılda kitap yakmakla eşdeğer olduğu” ifadesini kastettiğini söyledi ve şöyle devam etti:

“Özellikle Türkiye’yi kastetmedim. İnterneti kapatmayı deneyen ülkeler arasında bir kıyaslama yaptım. Biz genellikle olumsuz gelişmelere odaklanıyoruz ama Türkiye’de gazetecilikle ilgili olumlu gelişmeler de söz konusu. Hapisteki gazetecilerin sayısının tedrici olarak azalması iyi bir gelişme. Gazetecilik suç değildir ve gazetecilikle suç faaliyetini birbiriyle karıştırmamak gerekir.

PİRE İÇİN YORGAN YAKIYORSUNUZ

Sosyal medya alanında ise kaygılar var. ‘Pire için yorgan yakmak’ şeklindeki Türk atasözünü hatırlatmak isterim. Burada sosyal medyayı kötü kullanan kişiler yerine tüm bir teknolojinin cezalandırılmasını kastediyorum. Buradaki sosyal medya sorunuyla ilgili söylemek istediklerimin odağında tam da bu var.

Başbakan’la ilgili tape’lerin sosyal medyaya konulması kesinlikle endişe vericiydi; üstelik Fidan’la ilgili olan sonuncusu da şoke ediciydi. Bu durumun Türkiye’nin ulusal güvenliğinin kesin bir ihlalini oluşturduğunu düşünüyorum. ABD’deki Snowden vakası ise bizim bu sorunla nasıl uğraştığımızın örneğini teşkil ediyor. Sızdıranı cezalandırırsınız, teknolojiyi değil. İkincisini yapınca YouTube ve Twitter’ı, bunları yasal ve özgür biçimde kullanan milyonlarca insanın elinden almış oluyorsunuz.

İMAJINIZ EKONOMİYİ ETKİLER

Türkiye’nin bugün ekonomik açıdan zor bir noktada olduğunu, büyümenin iki yıldır düşük hızla seyrettiğini ve ülkenin bir orta gelir tuzağına düşme riski altında olduğunu düşünüyorum. Düşük gelir getiren ihracat ve ülkenin entelektüel sermayesinden yararlanamama hali... Bu tuzağa düşmemek için Türkiye’nin yabancı ülkelerden gelecek doğrudan dış yatırıma, ihracatını sürdürebilmek için yabancı ülkelerle iyi ilişkilere ihtiyacı var. Hangi eğilimden olursa olsun Türkiye’deki tüm insanların da sosyal medyayı kapatma yönündeki etkisiz uğraşların, basını kutuplaştırmanın ve bazı durumlarda yasalar arasından sadece istenenin seçilerek uygulanmasının Türkiye’nin imajına verdiği zarar hakkında kaygılı olmaları gerektiğini düşünüyorum.

ABD size sadece dostça tavsiyeler veren bir dost ve müttefik olarak kalırken biz de Türkiye’den bize dostça tavsiyeler vermesini bekliyoruz.

(Söyleşiye katılan gazetecileri kastederek) Burada olmanızdan dolayı çok memnunum. Mehmet Barlas’ın köşesinde yazdıklarının ise talihsiz olduğunu düşünüyorum. Umarım bu durum hiçbiriniz için gazetelerinizle ya da kamuoyuyla bir sorun teşkil etmez. Kendisinin yanlış yönlendirildiğini düşünüyorum. Bu masanın etrafında bütün görüşlerin temsil edilmesi özgür basının da demokrasinin de ne olduğunu yansıtıyor.”

“SÖZDE DEMOKRASİ HALİNE GELİRSİNİZ”

Frantz bu giriş konuşmasının ardından sorulara verdiği cevaplarda şunları söyledi: 

- Olan biteni özetlediniz, bizim gazeteciler olarak ne yapmamızı tavsiye ediyorsunuz o halde?

Frantz: Basındaki kutuplaşma, gazetelerin net biçimde hükümet yanlısı ve karşıtı olarak ayrışmaları Türk demokrasisine zarar veriyor. Büyükelçi Ricciardone’nin geçen hafta söylediği gibi bu durum Türkiye’nin dünyadaki imajına zarar veriyor ve Türkiye’nin imajı, tıpkı ABD’ninki gibi önemli bir değerdir. Demokrasi halkın liderleri ve hükümetleri hakkında güvenilir haber alabilmesine dayanır. Bu olmayınca sonunda bir sözde demokrasi haline gelirsiniz. Türkiye ise bir sözde demokrasi değildir. Politik yelpazedeki tüm tarafların da Türkiye’nin bir sözde demokrasiye dönüşmesini arzuladıklarını sanmıyorum.

Türkiye canlı bir demokrasidir ve son 10 yıldaki büyümeyi Türkiye bu demokrasi sayesinde başarmıştır. Buradaki demokrasi gerçeği ile bunun ABD ile Batı Avrupa’daki algısının, yani bu gerçeğin ve onun algısının Türkiye’nin gelecekteki ekonomik büyümesi için kritik olduğunu düşünüyorum.

“İNSANLARI CEZALANDIRMAYIN”

- Ancak hükümet de demokrasinin tehdit altında olduğunu belirtiyor. Bazı demokrasi dışı güçler (Cemaat kastediliyor) hükümeti icraatından alıkoyacak şekilde siyaseti etkilemeye çalışıyorlar ve bu nedenle sosyal medya yasaklanıyor.

Frantz: Erdoğan hükümeti tarihi boyunca çok zorlu tehditlerle karşılaştı, mesela 2007’deki planlanmış darbe... Bu gerçek bir meydan okumaydı. Generallerle mücadele etmek ve onları siyasetin dışına itmek gerçekleştirilmesi güç bir başarıydı. Bu hükümetin gerçek meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu anlıyorum ama bütün hükümetler meydan okumalarla yüz yüzedir.

Twitter ve sosyal medyayı yasal ve özgür biçimde kullanan insanları cezalandırmayın. Teknolojiyi cezalandırmayın. Kim sorumluysa onu bulun ve o kişiyi cezalandırın. Snowden olayında ABD hükümeti belgeleri yayımlayan Washington Post’u ve internet sitelerini kapatma yoluna gitmedi. Sızdıranın peşine düşün ama yayın organlarının peşine düşmeyin. Bunu yaptığınızda özgür basına zarar vermiş olursunuz ve bu da demokrasinin merkezi unsurudur. Snowden olayı Türkiye için çok öğretici olabilir. Türkiye Başbakanı’nın konuşmalarını dinlemek ve bunları sızdırmak Türkiye yasalarına aykırıysa sızdıranı bulun, hakkında hukuk devletine uygun kanuni işlem başlatın ve doğru mesajı verin. Bu tutum sizi eleştirenlerle nasıl baş ettiğinizi de gösterecektir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.