1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. KILIÇDAROĞLU KONUŞTU ARINÇ'IN BAŞI YUKARI KALKMADI
KILIÇDAROĞLU KONUŞTU ARINÇ'IN BAŞI YUKARI KALKMADI

KILIÇDAROĞLU KONUŞTU ARINÇ'IN BAŞI YUKARI KALKMADI

TBMM'de Bütçe Kanun Tasarısı üzerine konuşan ve AKP'nin çok sayıda skandal başlıklarını açıklayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuştukça Başbakan ve bakanların suratları asıldı.

A+A-

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu , 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinde konuştu. Konuşma sırasında sık sık Davutoğlu'nun da bulunduğu hükümet üyeleri sırasına dönerek konuşan Kılıçdaroğlu'nun söyledikleri karşısında Başbakan ve bakanların yüzlerinin asıldığı görüldü. Kılıçdaroğlu konuştuğu sürece Bülent Arınç'ın başının sirekli önünde olduğu dikkatlerden kaçmadı

KAYIT DIŞI BÜTÇE

Kılıçdaroğlu, "Kayıt dışı bütçe var. 36 milyar bunlardan birisi. Döner sermayeler, vatandaş para veriyor. 35 milyar lira. Bu bütçede yok. Niye yok? Hangi gerekçe ile yok? Neden koymuyor? Siz yeri geldiğinde hesap vermeyecek misiniz? Siz bütçeyi, babanızın çiftliği gibi kullanamazsınız. Parlamento'nun düzenlemesi vardır. Yasası, kuralları vardır. İstediğim gibi kullanırım, istediğim hesabı verir istediğim hesabı veremem. Bu doğru değil. 35 milyar lira eski para ile 35 katrilyon lira yine bütçenin denetimi dışındadır. TOKİ'nin hesabını bilen var mı? Niye gelmiyor buraya neden çıkardılar bütçeden? 157 rapor geldi nihayet. Bu raporlarda birden fazla sıkıntı var. Bu raporla Sayıştay tarafından kuşa çevrilerek geliyor. Sayın cemil Çiçek'e sesleniyorum. Sayın Başkan TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen kurum özel bir çalışma ile denetçilerinin raporlarını kuşa çeviriyor. Buna engel olun. Makaslanmıyor düzeltiliyorsa hangi gerekçe ile yapıldı bilmemiz gerekiyor.

ARINÇ BAŞINI  HİÇ KALDIRMADI

tbmm-genel-kurulunda-2015-yili-butce-gorusmeleri-basladi-(6).jpg

"SAYIŞTAY'IN ÜZERİNDE BİR VESAYET VARSA, BİR SİYASİ BASKI VARSA TBMM ADINA SAĞLIKLI DENETİM YAPAMAZ"

Kılıçdaroğlu, "Eğer Sayıştay'ın üzerinde bir vesayet varsa, bir siyasi baskı varsa o kurum TBMM adına sağlıklı denetim yapamaz. Bunun sorumlusu da sayın Cemil Çiçek'tir. Orman Su İşleri Bakanlığı'nın bütçeleri denetleniyor. Milli Parkların kiralanması ile ilgili büyük olaylar var. Denetim raporları, denetim kurulundan da geçiyor. Parlamento'ya gelecek fakat karanlık bir el tekrar devreye giriyor. Aynı kurul raporu yeniden incelemeye alıyor. Rapor gerçek anlamda kuşa çevriliyor ve önümüze geliyor. Bunun muhatabı hükümet değil. Hükümetin burada bir kabahati yok. Sayıştay'a sahip çıkmayan Parlamento. Sayın Cemil Çiçek'e soruyorum: hangi gerekçe ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın Milli Parklarla ilgili raporu ikinci defa komisyona gelip makaslanıyor. Bunun bilgisini istiyoruz" diye konuştu.

"HANGİ BAKANLIKLARIN MALİ RAPORLARI DENETİM ELEMANLARINA İBRAZ EDİLMEDİ?"

Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan da duyuyor herhalde, gerekli mali tablolar alınamadığı için denetim yapamıyoruz diyor Sayıştay. Hangi gerekçe ile bu tablolar verilmedi? Siz, ben sayın Çiçek bilmiyor. Hükümet biliyor ama. Burada sorumlu hükümettir. Sayın Davutoğlu'na birinci sorum: Hangi bakanlıkların mali raporları denetim elemanlarına ibraz edilmedi. Hangi gerekçe ile. Ben merak ediyorum. Size oy verecekler en azından oy verirken vicdanları rahat etsin diye cevaplarını bekliyorlar. Hükümetin bir bütçe, ekonomi politikası var mı? Neyi hedefliyor. 12 yıldır yapısal reformlardan bahsediyorlar" ifadelerini kullandı.

BAŞBAKAN CHP LİDERİNİN KONUŞMASININ TAMAMINI DİNELEMEDİ

kilicdaroglu-bu-hukumet-hesap-veren-bir-hukumet-degil--(1).jpg

"VATANDAŞ BORÇ BATAĞI İÇİNDE. NEFES ALAMIYOR"

Kılıçdaroğlu, "Bu büyüme masalı ile bu milleti artık aldatmayın. Kişi başına milli gelir, 2014 yılında 10 bin 537 dolar. 4-5 yılda 93 dolar artmış. Parlamento'ya hangi yüzle gelip bu bütçeyi getiriyoruz bize oy verin diyorlar. Bütün Cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı paradan 1 trilyon dolar daha fazla harcadılar. Ortalama büyüme yüzde 4.7 En son rakamlar çok daha kötü" dedi. 

Bankalara tüketici borcunun arttığını belirten Kılıçdaroğlu, "Vatandaş borç batağı içinde. Nefes alamıyor. Evde tencere kaynayacak mı? vatandaşın derdi bu. Bu rakamlar yanlışsa çıkıp özür dileyeceğim. Doğruysa hükümet çıkıp bu milletten özür dilesin. Borçtaki artış yüzde 11 bin 954. Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bunu yaşatmadı" dedi.

"İRAN BİLİMSEL YAYINLARDA BİZİ GEÇTİ BU AYIP BU HÜKÜMETE YETİYOR ZATEN"

Kılıçdaroğlu, "İran bilimsel yayınlarda bizi geçti. Bu ayıp bu hükümete yetiyor zaten. Siyasette, ahlakı egemen kılmadığınız zaman bozulma başladığında, yolsuzluk olduğunda bu tablo karamsar bir tablo olarak ortaya çıkar. Siz aklın zenginleşmesine karşı çıkan bir milli eğitim politikasını hayata geçiren bir hükümet ile karşı karşıyasınız" dedi.

"6 AYDA 9 BİN KİŞİ İŞ İSTİYOR"

İşsiz sayısının arttığını söyleyen Kılıçdaroğlu, "6 ayda 9 bin kişi iş istiyor. İşsizlik yüzde 10'u geçti. Genç nüfusta işsizlik yüzde 20'lerde. Üniversite mezunlarında yüzde 20,25'lerde. Beyefendilerin çocukları işsiz değil. Bir eli yağda bir eli balda" diye konuştu.

"SAYIN BAŞBAKAN BONZAİ TÜKETİMİ NİYE BU KADAR ARTTI? SİZ Mİ TEŞVİK EDİYORSUNUZ?"

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu eleştiren Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan, Bonzai tüketimi niye bu kadar arttı? Siz mi teşvik ediyorsunuz? Boşanmalar niye arttı. Aile yapısı neden bu kadar derinden sarsılıyor. Uyuşturucu batağına, fuhuşa bu ülke neden sürükleniyor?" diye konuştu.

"İLK KEZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YANDAŞ İŞ ADAMALARININ TAHSİLATÇISI KONUMUNA GETİRİLDİ"

Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, Türkiye Cumhuriyeti devleti, yandaş iş adamalarının tahsilatçısı konumuna getirildi. Bir devlet, bir yandaşın tahsilatçısı olur mu? Böyle bir şeyi nasıl yaparsanız? Bu hükümetin burada oturacak yeri bile yoktur. Yatacak yeri yoktur" ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, "Bu hükümetin bir markası daha var. Saman ithal ettiler" dedi.

"HÜKÜMET İLE MEMUR-SEN EL ELE KOL KOLA GİTTİLER. MEMURLARA EN BÜYÜK KAZIĞI ATTILAR"

Memur-Sen'nin "Sarı sendika" olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Hükümet ile Memur-Sen el ele kol kola gittiler. Memurlara en büyük kazığı attılar. 123 lira verdiler. Hayatlarından çok memnunlar öyle görünüyor memur arkadaşlarımız. Şimdi enflasyon farkı diye bağırıyorlar. Eğer bir sendika memuru satarsa, onun adı sarı sendikadır. Ve siz satıldınız. Kimse kusura bakmasın" diye konuştu.

"SAYIN BAŞBAKAN ÜSTÜNÜZDEKİ SİYASİ VESAYETTEN KURTULACAKSINIZ BOYNUNUZA DAVULU ASTILAR. TOKMAK YUKARIDAKİ BİRİSİNİN ELİNDE"

Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan, "Beni muhatap alın" diyordu. Biz de altına imza atıyoruz. Ama kaygılarımız var. Üstünüzdeki siyasi vesayetten kurtulacaksınız sayın Başbakan. Sizin boynunuza davulu astılar. Tokmak yukarıdaki birisinin elinde. Olmaz, olmaz arkadaşlar, olmaz. Siz kendiniz Başbakan olarak yetkilerinizi sonuna kadar kullanacaksınız, biz eleştiririz eleştirmeyiz o ayrı bir şey ama Türkiye'de çift başlı yönetim olmaz. İki tipik örnek vereceğim ve kısa keseceğim bu bölümü. Birincisi şu: 26 Kasım 2014, Sayın Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor: "BAĞ-KUR'lulara kredi vereceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız, inşallah bu öğleden sonra gerçekleşecek." Ben merak ediyorum, ya Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı var mı? Var. Kime bağlı? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bağlı. Açıklamayı yapacaksa o yapsın. Haydi o yapmadı, Başbakan olarak siz yapın; siz de yapmıyorsunuz, hiç bu konularda yetkisi olmayan birisi yapıyor. O zaman bizim kafamızda kocaman bir soru işareti: Bu ülkeyi kim yönetiyor? Kocaman bir soru işareti. Çiftçiye kredi açılacaksa, esnafa kredi açılacaksa, memura bir avantaj sağlanacaksa bunu açıklayacak olan Sayın Başbakandır. Yukarısı açıklarsa tokmak orada, davul burada olmuyor, ses çıkmıyor, farklı bir ses çıkıyor" ifadelerini kullandı.

"DEVLET YÖNETİMİNDE AHENK YOK İKİ KOLTUK DA BOŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR"

Kılıçdaroğlu, "Ahenk yok. Devlet yönetiminde ahenk yok. O nedenle söyledim, iki koltuk da boş gibi görünüyor. E birbirinizin işine karışıyorsunuz. Affedersiniz, siz karışmıyorsunuz, o sizin işinize karışıyor. Olmaz. Olmaz böyle bir şey" dedi.

"SAYIN BAŞBAKAN SİZİ KARALAMAK İÇİN YAPILAN BİR ELEŞTİRİ OLARAK ALGILAMAYIN BULUNDUĞUNUZ KOLTUĞA SAHİP ÇIKIN"

Kılıçdaroğlu, "Sayın Putin geldi, Sayın Erdoğan'la toplantı yaptılar. Doğal gaz dolayısıyla yüzde 6'lık indirimi görüştüler. Putin de çıktı, açıklama yaptı. Ya bu konuda Enerji Bakanının bir açıklaması var "Yüzde 6 yetmez" diye. Pazarlığı kim yapıyor? Siz Hükûmet değil misiniz? Neden müdahale etmiyorsunuz? O nedenle siz, bu eleştirilerimi sakın ola ki size yönelik, sizi karalamak için yapılan bir eleştiri olarak algılamayın Sayın Başbakan. Bu eleştirinin temel mantığı, bulunduğunuz koltuğa sahip çıkın. E ben onun için eleştiriyorum. Birisinin sizin alanınıza müdahale etmesine izin vermeyin. Verirseniz sizin Başbakanlığınız sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada tartışma konusu olur. Sayın Başbakan arada bir çok güzel laflar da ediyor, cümleler de kuruyor. Kendisine gerçekten minnettarım, o ifadeleri kullandığı için. 27 Ağustos 2014'te bir açıklaması var. Siyaseti erdem ve ahlak meselesi olarak görüyor. Yürekten kutluyorum. Siyaset erdem ve ahlak meselesidir. Ayrıca şunu da söylüyor: Siyasetimizin ahlakı Şeyh Edebali'nin ahlakıdır. Bunun altına da hiç kuşkusuz hepimiz imza atarız. Şeyh Edebali'nin ne olduğunu hepimiz biliriz. O ahlakı yüceltmek hepimizin ortak görevidir Ahlakın bütün inançların ortak paydası olduğunu da bilerek söylüyorum, gayet güzel bir cümle ve Sayın Davutoğlu şöyle söylüyor: "Kadim şehirlerimizde -ki bunun başında İstanbul geliyor- dikey değil, yatay mimariyi geçerli kılacağız." diyor. Çok güzel Sayın Başbakan, yatay mimariyi geçerli kılacaksınız" açıklamasında bulundu.

"İSTANBUL ZEYTİNBURNU'NDA 16/9 KULELERİ, SULTANAHMET CAMİİ'NE BİR HANÇER GİBİ SAPLANMIŞ"

Kılıçdaroğlu, "Ben şimdi size -Başbakansınız, başbakanlığınızı kanıtlayacaksınız- güzel, açık, net bir örnek vereceğim. İstanbul Zeytinburnu'nda 16/9 kuleleri, Sultanahmet Camii'ne bir hançer gibi saplanmış. Onun siluetini bozuyor. Mahkeme kararı çıktı, tıraşlanması lazım. Eski Başbakan "Ben 'tıraşla' dedim, tıraşlamadı. Ben de küstüm." dedi. Şimdi siz Başbakansınız. Hukuka, Şeyh Edebali'ye yollama yapıyorsunuz, güzel.Önce bu dairelerden söz edeyim size, bu apartmandan. Bu dairelerin fiyatı 1 milyonla 4 milyon arasında değişiyor. Eski fiyatla 1 trilyonla 4 trilyon arasında değişiyor. Kimler aldı buradan daire? Eski Bağcılar Belediye Başkanı, eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, Genel Sekreter Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı, Zeytinburnu Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı ve sizinle beraber görev yapan Sayın Nihat Zeybekci. Onun birden fazla dairesi var. İşin garip tarafı şu: Bu kadar büyük bir bedeli hiçbir yerden kredi çekmeden "şak" diye ödemişler. Bunu hafızanızın bir köşesine koyun Sayın Başbakan. Benim sormak istediğim şu: Siz hukuku egemen kılacak mısınız? Mahkeme kararlarını uygulayacak mısınız? Anayasa'nın 138'inci maddesini gündemde tutacak mısınız, ona uyacak mısınız? Onu tıraşlarsanız, diyeceğim ki: "İşte, gerçek Başbakan. Tıraşlamazsanız, kusura bakmayın, Başbakanlığınız tartışma konusu" dedi.

"SAYIN BAŞBAKAN, SİZ NİYE BU KAÇAK SARAY KONUSUNDA HİÇ KONUŞMUYORSUNUZ?"

Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan belki de heyecanla "Ey Kılıçdaroğlu, Yalova'da ağaçlar kesiliyor sen neden konuşmuyorsun? Hiçbir şeyini duydunuz mu?" diye çağrı yaptı. Haklı, doğru. Bizim ağaç konusunda duyarlılığımız varken "Niye konuşmadın?" diye soruyor. Hâlbuki bir gün beklese konuşacağım. Neyse… Konuştuk, doğru bulmadığımızı söyledik. Neden doğru bulmadığımızı da anlattık. Ama benim Sayın Başbakana bir sorum var. Bana sordun ben cevabını verdim, düşüncelerimi aktardım. Sayın Başbakan, siz niye bu kaçak saray konusunda hiç konuşmuyorsunuz? Niye konuşmuyorsunuz? Sayın Arınç konuştu, "İsraftır." dedi, siz niye konuşmuyorsunuz? En çok sizin konuşmanız lazım. Neden biliyor musunuz? Nedeni şu: Bakın, değerli arkadaşlar, Şubat 2012 3 kurum bir araya geliyorlar; Başbakanlık, Orman Genel Müdürlüğü, TOKİ. Bir protokol hazırlıyorlar. Başbakanlık binası yapılmak üzere protokol imzalanıyor ve uygulamaya geçiliyor" dedi.

"BAŞBAKANLIK BİNASI OLARAK YAPILAN BİR BİNAYI HANGİ GEREKÇEYLE SİZ CUMHURBAŞKANLIĞINA TAHSİS ETTİNİZ?"

Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan, Başbakanlık binası olarak yapılan bir binayı ve protokolü hangi gerekçeyle siz Cumhurbaşkanlığına tahsis ettiniz? Hangi gerekçeyle? Başbakanlık için yapıldı. Giderken binayı da götürüyor. E, siz demeyecek misiniz, "Ya, bu bina Başbakanlık için yapıldı, protokol var ortada. Nasıl olur da siz gidersiniz? Şimdi, bu binayla ilgili, bu kaçak sarayla ilgili bazı rakamlar vereceğim, hepiniz de hayret edeceksiniz, eminim. Bu rakamlar bana ait değil, devletin bir denetim kurumuna ait, Sayıştaya ait. Kaçak sarayda ciddi yolsuzluklar var. Örnek: "Makine ile her derinlikte yumuşak ve sert toprak kazılması." Tanım böyle. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının belirlediği fiyat, metreküpüne 3 lira 10 kuruş. Müteahhide verilen fiyat ne biliyor musunuz? Para 37 lira 19 kuruş, fark yüzde 1120. "Makine ile her derinlikte yumuşak ve sert küskülük kazılması." Fark yüzde 980. "El ile kum ve çakıl serilmesi." Fark yüzde 1915. Bir liste var, Sayın Başbakan, arzu ederseniz ben bu listeyi size veririm; arzu ederseniz, Başbakansınız, Sayın Cemil Çiçek Sayıştaydan bu raporu getirir, önünüze koyar. Soru şu: Bu kadar büyük fiyat farklarının olduğu bir yerde siz bir soruşturmayı başlatacak mısınız, başlatmayacak mısınız? Siz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyacak mısınız, üstüne şal mı örteceksiniz? Bunu öğrenmek istiyorum" diye konuştu.

"SAYIN BAŞBAKAN ARADA BİR CELALLENİYOR TABİİ, HAKLI"

Kılıçdaroğlu, "Tabii, Sayın Başbakan arada bir celalleniyor tabii, haklı. Şunu söylüyor: "Milletin hakkına uzanacak eli kardeşimiz olsa koparırız." diyor. Eyvallah, hiç itirazımız yok. AK PARTİ kadroları şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda töhmet altında bırakılamaz." Eyvallah, o zaman gereğini yap. Konuşmak değil, herkes konuşur. Başbakanlık makamları konuşma makamı değil, gereğini yapma makamlarıdır. Gereğini yaparsanız size saygı duyarız. Size haksız bir eleştiri getirmek doğru değil ama gereğini yapmazsanız eleştirmek zorundayız. O sarayla ilgili Ebu Zer örneğini vermiştim. Sahabedir, makamı Adıyaman'dadır. Muaviye Şam'da kendisine görkemli bir yeşil saray yapıyordu, bunun gibi. Ebu Zer gitti ve Muaviye'ye aynen şunları söyledi: "Ey Muaviye, bu sarayı halkın parasıyla yaptırdıysan hırsızlıktır, haksızlıktır; eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır, haramdır. Sizden sadece ve sadece Ebu Zer'in düşüncelerine tercüman olmanızı istiyorum. Bakın, Ebu Zer'in düşüncelerine tercüman olmanızı istiyorum. Şimdi, bakın, bu sarayın kaçak olduğunu söyledik, hukuksuz olduğunu da söyledik. Bu kürsüde bu Meclise Adalet Bakanı en sonunda "Evet, yargı kararı var." dedi. O da dedi ki: "Burada bir hukuksuzluk var." Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı: "Güçleri yetiyorsa yıksınlar." Biz yıkmaktan yana değiliz, onu da söyleyeyim başta ama "Güçleri yetiyorsa yıksınlar." ne demek biliyor musunuz? Sayın Davutoğlu, size açıkça meydan okuyor. Çünkü onu yıkacak olan sizsiniz, ben değilim. Yargı kararını uygulayacak olan sizsiniz. "Güçleri yetiyorsa yıksınlar." diyor. E, sizin gücünüz yeter mi? Ben şahsen yetmeyeceği kanısındayım, kimse kusura bakmasın. Bu konuda samimi düşüncemi söyleyeyim: Güçleri yetmez. Ve işin bir başka garip tarafı değerli arkadaşlarım, sarayın fiyatını soruyorlar; ya, maliyeti kaç? Maliyeti kaç lira bunun? Maliye Bakanı Plan Bütçe Komisyonunda bir açıklama yaptı, 1 milyar 370 milyon lira diye bir rakam yanlış hatırlamıyorsam, yani eski fiyatla 1 katrilyon 370 trilyon liraya yapıldı. Bilgi Edinme Yasası'na göre, Ankara Mimarlar Odası TOKİ'ye yazı yazıyor, diyor ki: "Bunun gerçek fiyatları nedir, bize bildirin." Verdiği cevap ne biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? "Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması hâlinde ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve belgeler bu kanun kapsamına girmediği için size bildiremiyoruz fiyatı." Yahu, açıklanması hangi ekonomiye zarar verecek? Malı götürdüyseniz zaten yeteri kadar götürdünüz, fiyatları açıkladık. Nasıl oluyor da böyle bir şeyi siz açıklamıyorsunuz? Hangi gerekçeyle açıklamıyorsunuz?" diye sordu.

"METREKARESİ 8 BİN LİRAYA YAPILAN JAKUZİLER METREKARESİ 8 BİN LİRAYA YAPILAN BUHAR ODALARI VAR"

Kılıçdaroğlu, "Neden açıklanmıyor biliyor musunuz, ben size söyleyeyim: Metrekaresi 8 bin liraya yapılan jakuziler var, biliyor musunuz? Metrekaresi 8 bin liraya yapılan buhar odaları var. Sizin vicdanınız buna elveriyor mu? Benim vicdanım elvermiyor, ben rahatsızım. Sizin vicdanınız elveriyorsa hiç itirazım yok. Ebu Zer örneğini özellikle verdim. O zaman, hepimizin oturup düşünmesi lazım. Kendi parasıyla yapsa vallahi ses çıkarmayacağım ama bu milletin fakir fukarasının parasıyla yapıldı o saray, kaçak saray; yazık, günah değil mi?

Efendim, o itibarmış. Büyük saraylar hiçbir topluma itibar kazandırmamıştır, örneği de yoktur dünyada, itibar kazandıran saray. Merkel nerede oturuyor, biliyor musunuz? Dairesinde oturuyor. Almanya'nın itibarı sıfır, böyle mi düşüneceğiz? Japonya'ya bakın veya Amerika'ya bakın, bizim kaçak saray onun yanında 3 misli, 4 misli daha büyük; gariban Amerikalı, itibarı sıfır! İtibar bilgiyle olur, itibar üretmekle olur; itibar sizin üniversitelerin yayınladığı bilgilerle, raporlarla olur; itibar ahlakla olur, erdemle olur; itibar adaletle olur. Eğer bunlar varsa itibarlısınız, bunlar yoksa itibar yoktur" ifadelerini kullandı.

"SAYIN BAŞBAKAN KİMSENİN KOLUNU KOPARMAYIN, SADECE DEVLETİN KURUMLARINI HAREKET GEÇİRİN"

Kılıçdaroğlu, "Ve bir başka kaçak iş: Sayın Başbakan diyor ya, "Kolunu koparırım kim yolsuzluk yaparsa." Sayın Başbakan, kimsenin kolunu koparmayın, sadece devletin kurumlarını hareket geçirin o kadar, biz onu istiyoruz. Size bir hikâye anlatacağım; 1,5 ton altın hikâyesi değerli arkadaşlar. 1 Ocak 2013, Gana'dan bir uçak kalkıyor, Atatürk Havalimanına iniyor. Gümrükçüler gidiyorlar, "Ne var içinde?" diyorlar, "Vallaha, içinde doğal taş var." diyorlar. "Ya, Türkiye'nin her tarafı taş, yani bizim ihtiyacımız yok. Kime getirdiniz bunu?" adres de veriyorlar, adresi okuyayım: Güzelyurt Mahallesi, Yıldırım Beyazıt Caddesi, Delta Apartmanı, A2 Blok, No:22, Beylikdüzü/İstanbul. "Buraya getirdik." diyorlar. "Açın ya, bu taşları bir görelim." diyorlar. Açıyorlar kapağı, içinden 1,5 ton doğal taş değil 1,5 ton altın çıkıyor; 1,5 ton altın. Şimdi, değerli arkadaşlarım, siz kaçak televizyon getirseniz televizyona el koyarlar, bisiklet getirseniz bisiklete el koyarlar, bilye getirseniz bilyeye el koyarlar. 1,5 ton altına hangi gerekçeyle el konmadı -bir diğer soru Sayın Başbakana- hangi gerekçeyle? El konulan mallar nerede satılıyor? Ulus'ta TASİŞ mağazasında satılıyor. Merak eden milletvekili arkadaşlarım gitsinler, görsünler orada. Elbise de var onların içinde, televizyon da var, sehpa da var, her şey var. Kaçak geliyorsa el konulur. 1,5 ton altın geliyor, kaçak geliyor, el konulmuyor" diye konuştu.

"GANA'DAN DÜZENLENEN BELGELER"

Kılıçdaroğlu, "Size müfettişin raporunu da okuyayım Sayın Başbakanım: "Gana'dan düzenlenen belgeleri" Rıza Zarraf devreye giriyor, telefon ediyor, "Rüşvet ver kurtar. Gümrük dediğin nedir?" diyor. Karşıdaki kişi diyor ki: "Teoman'a neler yaptın, ne vaatler…" Adam "Ben memuriyetimi yakmam, almam rüşvet." diyor. Bunu sonra başka yere gönderdiler, rüşvet almaya adamı, ödüllendirerek başka yere gönderdiler. Şimdi, ben şu soruyu da merak ediyorum Sayın Başbakan: Mala el koymadınız. Gümrük müfettişlerinin raporu var, onu da gördünüz. Görmediyseniz ben size o raporu da göndereyim. Uçağı gerisin geriye gönderdiniz, altınla geri gönderdiniz, el koymadınız. Birinci sorum: Neden el koymadınız kaçak mala? İkinci sorum şu değerli arkadaşlar, daha garip bir şey: Altınlar geri giderken bakıyorlar, 292 kilo altın yok, 292 kilo altın yok. Bir diğer soru şu Sayın Başbakan: 292 kilo altını kim yürüttü, kim götürdü? Bugüne kadar… Bakın, Rıza Zarraf hiç şikâyet etmiyor, "Ya, altınlarım gitti." demiyor, mahkemeye de müracaat etmiyor ama hakkında bir yazı çıksa koşuyor mahkemeye, doğru tekzip gönderiyor. 292 kilo altının fiyatını söyleyeyim: 14 milyon 600 bin dolar. Hangi gerekçeyle bu altın geri gönderildi? Kim 292 kilo altını aldı? Şimdi, siz Başbakansınız, emrinizde devletin bir sürü kurumları var, harekete geçirin. Bunu da ben kısaca burada keseyim. Sizden bunun yanıtı bekliyorum, Parlamento da bekliyor, Parlamento da bekliyor. 1.5 milyon Suriyeliyi Türkiye'ye getirdiniz. Ben soruyu size sormuyorum arkadaşlar, soruyu buraya soruyorum. Siz bu Hükûmeti şımartıyorsunuz. Yasaya uymuyor ses çıkarmıyorsunuz, yolsuzlukları var ses çıkarmıyorsunuz, yasa dışı işlemler yapıyorlar ses çıkarmıyorsunuz. Ben o nedenle size sormuyorum. Zaten sizden bir şey de beklediğimiz yok, bunlara soruyorum ben. Niye alınıyorsunuz?" diye konuştu.

"BUNLAR YÜRÜTME ORGANI, NELERİ YÜRÜTTÜKLERİNİ ÖĞRENECEĞİZ"

Kılıçdaroğlu, "Siz, yasama organıyla yürütmeyi karıştırıyorsunuz. Bunlar yürütme organı, neleri yürüttüklerini öğreneceğiz. Bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar) Siz yasama organısınız, hesap sorması gereken organ sizsiniz. Size biz hesap sormuyoruz ki, gerçekleri anlatıyoruz, sorularımızı soruyoruz. Varsa bir yanlışımız çıkar burada anlatırlar. Hükûmet onlar değil mi? Neden onların sorumluluklarını üstleniyorsunuz? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen insanların sorumluluğunu niye üstleniyorsunuz? Suriye'de kan akıyor. Sayın Başkanın söylediği bir cümle vardı, çok önemli, bir toplantıda söylemişti: "Birisi saldırıyor 'Allah Allah' diye, öbürü de saldırıyor 'Allah Allah' diye ve birbirlerini öldürüyorlar." Bu tabloyu kim hazırladı? Kim hazırladı bunu? Yazık günah değil mi orada ölen insanlara. 1.5 milyon Suriyeli Türkiye'de. Gidin bakın bakalım, o kadınlara, o gencecik kızlara neler yapılıyor Türkiye'de. Hadi bize inanmıyorsunuz, Birleşmiş Milletler raporlarını da mı okumuyorsunuz arkadaşlar? Ben insan oldukları için üzülüyorum, insan. Elbette kabul edelim, elbette misafirlerimiz ama değerli arkadaşlarım, bu dış politikanın faturası bizim millete çıkıyor. Neden bu politikayı siz övüyorsunuz? Hangi gerekçeyle övüyorsunuz? Hani iki ayı kalmıştı?" ifadelerini kullandı.

"MISIR'LA NE ALIP VEREMEDİĞİMİZ VAR? DARBEYE KARŞIYIZ DİYE GİDİP ORADA DARBE Mİ YAPACAĞIZ?"

Kılıçdaroğlu, "Bakın, üç büyük merkezde büyükelçiliğimiz yok. Kahire'de yok. Kahire'de büyükelçiliğimiz yok, Şam'da büyükelçiliğimiz yok, Tel Aviv'de büyükelçiliğimiz yok ama Fransa'nın yetkilisi gidip pekâlâ Şam'da görüşebiliyor, Amerikan Dışişleri Bakanı görüşebiliyor. Biz büyükelçi göndermek istedik Mısır'a, Mısır "Sizin büyükelçinizi istemiyoruz." dedi. Bu ayıp yetmez mi arkadaşlar? Bizim Mısır'la ne alıp veremediğimiz var? Darbeye karşıyız, elbette karşıyız darbeye. Darbeye karşıyız diye gidip orada darbe mi yapacağız? Demokratik yollardan söylersin, düşüncelerini açıklarsın, darbenin yakışmadığını söylersin, darbeye karşı olduğunu söylersin ama bir halkı toptan düşman ilan edemezsin. Evet, bir halk toptan düşman ilan edildi. El Ezher'in şeyine söylenen laflar yutulacak sözler mi? Gidin, Mısır'da taksiye binin bakayım, Türk olduğunuzu söyleyin, bakayım ne söyleyecekler size? Değerli arkadaşlarım, ilk kez Türkiye böyle bir tabloyla karşı karşıya. Buradan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Asla karamsar olmayın, asla karamsar olmayın. Türkiye büyük ülkedir, Türkiye güçlü ülkedir, bütün sorunlarını aşar bu Hükûmete rağmen. Hepinize saygılar sunuyorum" diye konuştu.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.