1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Hitler bile böyle konuşmadı
Hitler bile böyle konuşmadı

Hitler bile böyle konuşmadı

Ünlü psikolog Prof. Dr. Özcan Köknel, Başbakan Erdoğan'ın son dönemdeki söylemleri için “Hitler dahi böyle konuşmadı” yorumunu yaptı. Köknel: Bilime göre Erdoğan'ın psikolojisi lider olmaya uygun değil.

A+A-

HABER MERKEZİ (Namık Koçak)- 'Şiddet Dili' kitabının yazarı ünlü psikolog Prof. Dr. Özcan Köknel'le Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Gezi Parkı direnişi hakkındaki söylemleri üzerine konuştuk. Köknel, “Bir diktatör bile böyle konuşamaz” yorumunu yaptı. Başbakan’ın “Ya taraf olursun ya da bertaraf” sözünü de ötekileştirme olarak niteleyen Prof. Dr .Köknel, “İslamın üzerinde bir ulusal kimliğimiz olmalı, bunun aksi çağımıza uygun değil” dedi.

'Şiddetin Dili' kitabında, ideal lideri de tarif eden Prof. Dr. Köknel, “Kitabınıza göre Erdoğan’ın lider olmaması mı gerekiyor?” şeklindeki sorumuzu da “Bilime göre öyle” diye yanıtladı.

Gezi Parkı eyleminde Başbakan ne yapmalıydı?
O yaşlar gençlerin başkaldırı dönemleri, Dünya’yı değiştirme isteğinin ağır bastığı çağlarda bu gençler. Sakin ve onları ciddiye alan bir üslupla yaklaşmak, olayların büyümesini engelleyebilirdi. Demokrasilerde bir kişi bile olsa ikna edilmesi lazım, korkutulması değil. Başbakan kendisi de bunu üstüne almayabilirdi, Gezi Parkı'ndaki gençlerle Belediye Başkanı konuşabilirdi. Üslubun yarattığı tepki büyüdü, görüşüme göre direnişçiler çıkmayacaklar, Başbakan ısrar ederse çatışma çıkacak, bunu bekliyorum. Gençlere konuşma hakkı verirsen, çapulcu bile olsa gel evladım senin derdin nedir diye sorsan, düşüncesini söyleme hakkı verirsen, eleştirmezsen sorunu çözmek kolaylaşır. Ama çapulcu dediğiniz zaman, sen beni aşağılıyorsun adam yerine koymuyorsun diye olumsuz bir duygu oluşur. Sen haklısın ama şöyle de bir durum var diye görüş alışverişinde bulunmak akılcı bir tutum olurdu. Acaba benim polisimde bir şey var mı diye düşünülse bu sorun ortaya çıkmayacaktı. Ama bütün kabahat onlarda yani gençlerde gibi bir anlayış yanlıştır.

ÖFKE ZARARLI BİR ÜSLUP

Öfke bir hitabet üslubu mudur?
Üslup olabilir ama çağdaş bir üslup değil, yararlı bir üslup değil. Bütün insanlar arası ilişkiyi üç bilim dalından yararlanarak değerlendirmek lazım; Bunların birisi psikoloji, ikincisi toplumsal psikoloji ve üçüncüsü iletişim. Psikoloji bize birçok başka şeyin yanında şunu öğretiyor; her insan ayrı bir dünyadır, bir kere bunu kabul edelim. İlk insandan, bu yana yüzü bile birbirine benzeyen insanlar çıkmamış, nerede kaldı ki huyu suyu benzeyenler olsun. Ama insan toplumsal bir varlıktır, Eğer bir insan doğduğu anda etrafında bir toplum yoksa, yani başkaları yoksa en basitinden ruhsal, gelişmesi olamaz, başkaları olmaz ise biz hiçiz. Toplumsal psikoloji bize bunu anlatıyor, başkasıyla ve başkalarıyla toplumsal ilişki nasıl kurulur, o zaman bu iletişimin temeli de psikolojinin bize sağladığı 'ben'den 'biz'e geçişi sağlamanız lazım. Bunu yapabilmek için de kendi beklentilerimizden ödün vermek ve başkalarından da ödün alarak bir uzlaşma yapmak. Ve bütün bunun dışında diyorlar ki, acaba şiddet doğuştan mı vardır, sonradan mı öğrenilir. Yapılan bütün araştırmaların sonucuna göre şiddet sonradan öğreniliyor. Bizim doğuştan getirdiğimiz şu beklentilerimiz var; beslenme, uyku, kendimizi korumak ve daha ileri yaşlarda da cinsellik. Eğer bunlar engellenirse, bunlar önlenirse, bunların engellenmesi öfke yaratabilir. Şiddet nedir hiç tartışılmadan eğer verilen mesaj için iletişimin bir şeması vardır; kaynak, alıcı ve bunları birleştiren iletişim kanalı. Eğer benim verdiğim mesaj ileti ister mimik olsun ister hareket olsun, ister jest olsun, ister ses olsun, ister sözcük olsun sizin içinizde kaygı yaratıyorsa, korku yaratıyorsa, öfke yaratıyorsa, kızgınlık yaratıyorsa işte bu şiddettir, tartışılamaz ve maalesef bu mesajı alan kişide de ya kaygı, endişe, korku gibi ya da karşı öfke, kızgınlık gibi duygular oluşur, yani iletişim bozulur.

Başbakan'ın sözlerini dinlerken siz ne hissediyorsunuz?
Ya kaygılanıyorum, ya endişeleniyorum, ya öfkeleniyorum, ya kızıyorum. Ben öğrencilerime sınıfta bir deney yapardım, önüne gelip sert bir şekilde “Nasılsın bugün?” diye bağırdığımda irkilirdi öğrenci, ancak yumuşak bir sesle “Nasılsın?” dediğimde gülerek cevap verirdi. Çok basit bir soruda bile ses tonunun değişmesi farklı tepkiler doğurmaktadır.

Başbakan bunu bilerek mi yapıyor?
Bilerek da kullansa, kendi kişilik yapısının bir özelliği de olsa, bunu dinleyicilerde doğuracağı etkiyi bilmesinde yarar var. Bunlar kesinlikle siyasi değerlendirmeler değildir, toplumsal iletişim biliminin bize anlattıkları. Hangi şekilde olursa olsun, bu tür bir mesaj karşı tarafta maalesef endişe, kaygı, korku gibi duygular yaratıyor.

ÖTEKİLEŞTİRİCİ ÜSLUP

Ya bendensin ya onlardan gibi bir tavrı da var Başbakan'ın... Bu da iletişimin başka bir yanı, şimdi moda bir deyim oldu, ötekileştirme, başkalaştırma oluyor. Ve ne kadar başkalaştırma olursa, bunun verdiği mesaj iletişimde “Seni adam yerine koymuyorum, benim gibi düşünmüyorsan, benim gibi hareket etmiyorsan seni adam yerine koymuyorumdur. ” Konuşurken başka tarafa bakmak bile bu mesajı verir, “Tamam sen ne söylersen söyle ben bunu dikkate almıyorum” demektir.

Yüzde 50'yi zor tutuyorum sözü için ne düşünüyorsunuz?
Yüzde 50’yi zor tutuyorum, çok tehlikeli bir şey açıkçası, hiçbir şekilde hiçbir yerde bir diktatörün bile söylemeyeceği bir laf. Bir diktatör bile diktatörlüğünü tüm halkı için yaptığı inancındadır, Hitler dahi yaptıklarını Almanya’nın bir bölümü için değil, tüm Almanlar yaptığını savundu. Ötekileştirmeyi yaratıyor, başkalaştırmayı yaratıyor, sen benden değilsin mesajı bu. Bu mesajı alanın içinde endişe oluyor, korku oluyor, öfke oluyor kızgınlık oluyor yani bu tür bir duygu ortaya çıkıyor. Çok kişi bu duygularını kontrol edebilir, ediyor da nitekim, ama bazıları bu duygularını kontrol edemez; bu kişilik yapısına da bağlıdır, çok fazla öğrenimle ilgisi falan da yok. Bakın bir çok ülkede 'duygusal zeka' diye bir kavram var, duygusal zekanın politikada, eğitimde, insanlar arası ilişkilerde, işyerinde, kullanılması lazımdır. Otoriter liderlerde, yetkeci liderlerde, biz pederşahi aileleridir. Bu tür aileden yetişen kişilerin ataerkil gücü benimsemesi ve göstermesi gerekiyor. İnsan kendi farkında değilse bir yaştan sonra bunu değiştirmek mümkün olmuyor.

Sağlıklı bir kültür ve iletişim ortamında yetişmek önemli. Bir insan sadece örf adet gelenek içinde kalırsa alt kültür diyoruz, din tamam ama sadece din içinde kalmışsa tabii ki din alt kültürdür, bunun üzerine ulusal ve evrensel kültürün de eklenmesi gerekir.

Ulusal ve evrensel kültür var mı bizi yönetenlerde?
Beğenin beğenmeyin ama Cumhuriyet ve Atatürkçülük Türkiye’ye laikliği getirdi aklı getirdi. İslam tamam ama İslamın üzerinde bir ulusal kimliğimiz olmalıdır, bunun aksi düşünce çağımıza uygun değil. Her kavramın bir tarihi var, o kavramın elde edilmesiyle ilgili bir değeri var, Cumhuriyet gibi... Biz o kavrama değer veriyoruz. Örneğin Taksim belki Recep Bey için, başkası için bir şey ifade etmez ama benim çocukluğum orada geçti. Büyüklerimden oranın tarihini dinledim, orayla bütünleştim. Bendeki bu yüküyle orayı yaşamamış insan aynı olur mu? Bunları bir kente bırakmak yer vermek lazım, tarih bu demek.

Kitabınızdaki tanıma göre Erdoğan lider olamaz, böyle mi düşünüyorsunuz?
Bana göre değil ama bilime göre olamaz, bizim toplum için değil, belki gelir ve kültür düzeyi yüksek olmayan, gelir ve kültür düzeyi bizden daha kötü ülkeler için onları bir noktaya getirene kadar olabilir.

YETKECİ OTORİTER LİDERLER NASIL YETİŞİYOR?

Prof.Dr. Özcan Köknel'in Şiddet Dili adlı kitabında Tayyip Erdoğan türündeki 'yetkeci otoriter liderler'in nasıl yetiştiği özetle şu cümlelerle anlatılıyor:

Yetkeci liderler çoğunlukla geleneksel grup ya da toplumlarda yetişirler. Tüm güçleri ellerinde tutmak isterler. Değişmez, katı, sert kalıplaşmış kişilik yapıları vardır. Yönetimde ast üst ilişkilerine önem verirler. Gücü ellerinde tutan kişi ya da gruplara dönük eğilimleri vardır. Diğer gruplara ve toplumlara hoşgörüleri olmayıp, çevredeki kişileri bastırıcı ve suçlayıcı tutumları ağır basar. Bu tür liderler atamayla geldikleri gibi, grubun beklentilerine ve ihtiyaçlarına en iyi yanıtı verecekleri umuduyla kendiliğinden de çıkabilirler. Harold D.Lasswell, Güç ve Kişilik (Power and Personality) isimli araştırmasında liderlerin, politikacıların kişilik yapılarını inceleyerek onları değişik tipler altında toplamıştır. Bunlar arasında topluma en zararlı olan kışkırtıcı, tahrikçi tiplerdir. Bunlar değişmez, kaba, katı, sert, yetkeci olup kendi iç çatışmalarını, kızgınlıklarını, öfkelerini, kin ve nefretlerini, insanların din, mezhep, tarikat, etnik köken, ideoloji gibi konularda duygularını sömürerek dışarı yansıtırlar. Başka insanları, grupları, altkültürleri, toplumları küçülterek kendilerine ve içinde bulundukları gruba saygınlık, üstünlük sağlamaya çalışırlar. Görüşlerini kabul ettirmek, yaymak, uygulamak amacıyla bastırma, korkutma, yıldırma zor kullanma yollarından, yöntemlerinden yararlanırlar. Kendilerine karşı çıkanları “dinsiz”, “kafir”, “Hıristiyanların, Batı’nın Yahudilerin uşağı” olmakla suçlarlar.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.