1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. ÇANKIRI'DAN AKP'YE KARŞI HALK DİRENİŞİ ÇAĞRISI
ÇANKIRI'DAN AKP'YE KARŞI HALK DİRENİŞİ ÇAĞRISI

ÇANKIRI'DAN AKP'YE KARŞI HALK DİRENİŞİ ÇAĞRISI

“Bu süreç biraz daha hızlanarak giderse halkın direnme hakkı ortaya çıkacaktır

A+A-

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın anayasayı askıya almış durumda olduğunu vurgularken, “Bu süreç biraz daha hızlanarak giderse halkın direnme hakkı ortaya çıkacaktır” diyerek halk ayaklanması uyarısında bulundu.

HIRSIZLIK DÜZENİNİ SÜRDÜRMEK

Erdoğan’ın başkanlık sistemiyle polis devleti düzenlemesini, “yürütmeyi” kendine bağlamak ve “hırsızlık düzenini sürdürmek” için istediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “halkı AKP’ye karşı kurutuluş savaşı başlatmaya” çağırdı. Kılıçdaroğlu, kendi başbakanlığı döneminde ülkeye huzur geleceğini de söylerken, bakanlar kurulunu da sahtekarlık yapmakla suçladı.

ÇANKIRI'DAN KURTULUŞ SAVAŞI ÇAĞRISI

Kılıçdaroğlu, CHP Meclis Grubu’nun bugünkü toplantısında, anayasal sisteme, Erdoğan’ın Çankırı’daki mitingte halktan oy istemesine ve başkanlık sistemine değinirken, Erdoğan ve AKP hükümetine sert eleştiriler getirdi, uyarılarda bulundu. 

İŞTE O KONUŞMANIN

Devletin çatısını, hangi kurumun nasıl çalışacağını, anayasa belirler. Anayasadan kaynaklanan sorunlarımız var. Bu sorunlar elbette çözülmeli ama anayasalar halkın oylarıyla kabul edildiği için herkes anayasal sınırları içinde görev yapmak zorundadır. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Bütün yasalar anayasaya uygun olarak hazırlanmak zorundadır. Dolayısıyla anayasa bütün ülkelerde temel belgedir. 

ABİSİ İZİN VERMEZ

Anayasalar demokrasiyi güçlendirmek için hiçbir zaman bir kişinin egemenliğine asla izin vermemiştir, bizim ülkemizde. Güçler ayrılığı ilkesi vardır. Yasama, yürütme, yargı milli irade adına görev yapar. Anayasada çok açık bir şekilde bunun tanımı yapılmıştır. Şimdi geliyorum Türkiye gerçeğine. Anayasa böyle diyor, yasalar böyle diyor ama uygulama nedir? Önce isterseniz yasama organıyla başlayalım. İçinde bulunduğumuz yasama organı, yani TBMM. Az önce Davutoğlu diyor ki, “CHP’nin Türkiye gündemine dair hiçbir bir sözü yoktur.” Hayatımda bu kadar yalan söyleyen ikinci bir adam görmedim. Nasıl yok? Açık net söylüyorum: Sen de duy, abin de duysun! Gel, gel seninle beraber Türkiye’nin temel gündemiyle ilgili bir öneri yapıyorum sana. Gel milletvekillerini milletin kendisi seçsin, liderler seçmesin! Gelir mi? Abisi izin vermez. Vesayet altında başbakanlık yapılamaz. Türkiye’nin gündemi bu mudur, bu mudur? Budur. Temel gündem. Milletvekilini kim seçmeli, milletin kendisi seçmeli. Niye izin vermiyorsun?

GEL, LİDER SULTASINI KALDIRALIM

Bunu kim getirdi? Lider sultasını kim getirdi? 12 Eylül darbesi getirdi. Bunlar demiyor mu “Biz darbeye karşıyız.” Açık net, adam gibi çağrı yapıyorum: Demokrasiyi istiyorsan, millete inancın varsa, oyuna güveniyorsan, saygın varsa, gelirsin Siyasi Partiler Yasası’nı adam gibi değiştiririz ve demokrasiyi getiririz. Getirir mi? Getirmez. Kendisinin niyeti de olsa abisi izin vermez. O nedenle diyorum, vesayet altında başbakanlık yapılamaz. Bak ben millete inanıyorum, ön seçim diyorum, Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirelim diyorum. Millete inanıyorsan, oyuna inanıyorsan, sağduyusuna inanıyorsan, gel liderlik sultasından vazgeçelim, 12 Eylül darbe hukukunu hep beraber değiştirelim.

YARGI SİYASALLAŞTIRILDI

Yargıyı siyasallaştırdılar. Şimdi bakın, çok acıdır ama bir gerçeği paylaşmak isterim. Yargıda şöyle bir tablo çıktı; gazeteler yazdılar. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda görev yapan hakimlerin tanımına bakın: Sosyal demokratlar, ülkücüler, cemaatçiler ve AKP’liler. Bana söyler misiniz, böyle bir yargı sistemine dünyanın neresinde saygı duyulur? Bir yargıcı siyasi kimliği ile tanımladığınız andan itibaren o yargıca kim güvenir? Daha önemli bir soru: Bunu bu hale kim getirdi? Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: Adalet çok önemli bir kavramdır, adaleti dağıtacak kişinin namuslu bir insan olması, bütün kaygılardan arınması, vicdanının sesini dinleyip öyle karar vermesi lazım. Siyasi, dinsel inancına göre karar verirse adalet dağıtamaz. O nedenle diyorum ki; adaleti de bunlar bozdular. TBMM’de parlamento sınıfta kalmış vaziyette, yargı da sınıfta kalmıştır.

BUNA İZİN VERMEYECEĞİZ; AVCUNUZU YALARSINIZ

Bir düzenleme yaptılar. Meydan meydan dolaştım, bu yanlıştır dedim. Şimdi yaptıkları düzenlemeden kendileri şikayet ediyorlar. İyi de yapan sendin, niye şikayet ediyorsun şimdi? Çünkü senin istediğin gibi karar vermiyorlar diye. 

Bir diktatörün beklentisine uygun karar verirse ona yargı denmez; diktatörün yan organı denir. Geobbles (Hitler’in propaganda bakanı) ne diyor? “Führer ne karar verirse Almanya’daki yargıçlar da o paralel de karar vermelidir” diyor. Ama kimse kusura bakmasın! Buna izin vermeyeceğiz; avucunuzu yalarsınız.

YASAMA, YÜRÜTMENİN VESAYETİ ALTINDA

Yasama organı için ne diyorlardı? Seçimle gelmiş, milletin oyuyla gelmiş. Çıktı vekillere “Tuzluk” dedi. Ben de bu kursudan kendilerine tuzluk denen AKP grubuna seslendim: “Siz gerçekten tuzluk musunuz, milletvekili misiniz? İtiraz edin!” Tek cümle çıkmadı. Bu nedir? Yasama organı yürütmenin vesayeti altında demektir. Yani bağımsız özgür iradesiyle yasama faaliyetini yapamıyor demektir. Böyle bir tablo olamaz.

“ASIL HAİN ODUR”

Sonra son yolsuzluk olaylarında 50’ye yakın AKP vekili “Burada yolsuzluk vardır, Yüce Divan’a gitsinler” diye. Yanında (AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ı kastederek) oturan arkadaşı , “İçimizdeki hainleri temizleyeceğiz” dedi. "Hain" diyen kişi yasama organına hakaret ediyor. Asıl hain odur. Ve son karar, yasama organına AKP milletvekillerinin oylarıyla dört bakanın Yüce Divan’a gitmemesi yönünde karar alınmasına yol açtı. Bu ne demektir? AKP grubu milletin değil, bir kişinin sözünden çıkmıyor. O nedenle ciddi sorunumuz var.

AKP’YE KARŞI ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI

Eğer bir ülkede yargı zarar görürse, yani hukuk ve adalet olmazsa yabancı sermaye oraya gelmez, işadamı yatırım yapmaz. Çünkü malvarlığının güvencesi yoktur. Her an birisi gelir el koyar. Örnek var mı. Var tabii. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu hükümetin elindeki el koyma organıdır. Bütün mekanizmalar onun üzerinden yürüyor. En son Show TV’ye el koydular havuz medyasına verdiler. Nasıl bir düzendir bu; anlamak mümkün değil. Nasıl bir gözü karalıktır; anlamak mümkün değil. O nedenle söylüyorum, işadamına, işçiye, çiftçiye... Hak arayan kim varsa hepimiz oturup hep beraber karar vermek zorundayız. Hep beraber ulusal kurtuluş savaşını başlatmak zorundayız.

HALKIN DİRENME HAKKI ORTAYA ÇIKACAK

Biz kurtuluş savaşını verirken hiçbir ayrım, ne inanç, ne kimlik ayrımı, hiçbir ayrım yapmadık. Sağ sol ayrımı da yapmadık. Ama bugün geldiğimiz nokta yeni bir süreçtir. Anayasası askıya alınmış bir devlet var. Parlamentosu yürütmenin kontrolü altında, yargı yürütmenin kontrolü altında. Dolayısıyla bu süreç biraz daha hızlanarak giderse halkın direnme hakkı ortaya çıkacaktır. 

“ADAMSAN NAMUSUNA, ŞEREFİNE SAHİP ÇIKARSIN”

Anayasa askıya alınınca olmaz. İlk söyleyen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’dır. “Anayasanın yargı ile ilgili maddesi çalışmıyor; askıya alınmıştır” dedi. Şimdi açıklıkla söylüyorum. Cumhurbaşkanı ile ilgili maddesi de çalışmıyor. Bir ülke düşünün! Cumhurbaşkanı var. Seçildin, güzel. Parlamentoya geldin, güzel. Saygı gösteriyoruz, güzel! Çıkıyorsun meydan meydan ettiğin yemine bağlı kalmıyorsun. Kendisine açık net söyledim, bütün milletime söylüyorum: Namus ve şeref kavramı bizim dokumuz ve geleneğimiz için önemli kavramlardır. Namus ve şeref için her türlü mücadeleyi yaparız. Geleceksin parlamentoya kürsüye çıkacaksın, tarafsız olacağın konusunda “Namusun ve şerefim üzerine ant içerim” diyeceksin, parlamentodan çıkacaksın namus ve şerefi çöpe atacaksın. Kabul etmiyoruz. Adam gibi adamsan namusuna ve şerefine sahip çıkacaksın! Olamaz başka şey!

MISIR’A YAYIN YAPAN TV’LERİN İZİNLERİ YOK

İçerde böyle de dışarıda nasıl? Felaket! Dün bir gazetemiz yazdı, bugün de bir başka gazetemiz yazıyor. Bakın İstanbul’dan dört televizyon Mısır’a yayın yapıyorlar. Hiçbirinin bir yerden alınmış izni yok. Çünkü Türkiye hukuk yok ki... Kim güçlüyse onun kuralı geçiyor. İstanbul’dan yayın yapıyorlar; şunları öldürün, şunları kesin, şunları asın diye. Nerden çıktı bunlar? Hangi hukuk devleti? Böyle bir tabloyla Türkiye Cumhuriyeti ilk kez karşılaşıyor. O zaman kusura bakmayın, sizin ROJ TV’den hiç şikayet etmemeniz lazım. O da Hollanda’dan yayın yapıyor. Niye şikayet ediyorsun?

GENCECİK KIZLAR PAZARLANIYOR, SORUMLUSU...

Sadece Mısır mı? Hayır. Bakın Suriyeliler Türkiye’de. Gencecik kızlar pazarlanıyor. Sorumlusu kim? Din iman edebiyatı yapanlar. Açlıkla karşı karşıyalar. Sorumlusu kim. Din iman edebiyatı yapanlar. 

“BAŞBAKANLIĞIMDA ORTADOĞU’YA HUZUR GELECEK”

Mısır’da öyle, Suriye’de öyle... Kan görevdeyi götürüyor. Neden yapıyorsunuz. Diyor ya, “Bunların Türkiye ile ilgili vizyonu yoktur.” Burdan söylüyorum, Davutoğlu da abisi de duysun! Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, inşallah benim başbakanlığımda Ortadoğu’ya barış ve huzur gelecek. Kimsenin burnu kanamayacak. Türkiye bölgesinin en saygın ülkesi olacak. Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal’in cumhuriyetidir. Asla dokundurtmayacağız. Barış demek Türkiye Cumhuriyeti demektir. Bu felsefeyi toplumun her kesimine yerleştireceğiz. Elbette bütün ülkelerde demokrasi olmasını isteriz, barış olmasını isteriz. Bizim politikamız o ülkelerin iç işlerine asla müdahale etmemektir. Bizim misyonuz da da budur, vizyonumuz da budur, inancımız da budur, görevimiz de budur, kuralımız da budur.

NE OLACAK BU ÜLKENİN HALİ

Bir gerçek var. Kimse bunu gözardı etmesin! Türkiye iyi yönetilmiyor. Türkiye’de huzur yok. Kime giderseniz gidin! İster taksi şoförüyle, ister çöpten kağıt toplayan gencecik çocuklarımızla, ister sanayiciyle konuşun! Herkesin kafasında bir soru var, “Ne olacak bu ülkenin hali” diye. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir görevi var. Cumhuriyet’i kuran partiyiz. Milleti kul olmaktan çıkartıp vatandaş yapan bir partiyiz. Hak arayan bir vatandaşsın. Çok partili hayati getiren partiyiz. Bizim malvarlıklarımıza el konuldu, partimiz kapatıldı, ilçe başkanlarımız öldürüldü. Ama geri dönüp bir hesaplaşma içine girmedik; gelecek baktık ve dedik ki; Türkiye’de demokrasi kalıcı olmalı. Üçüncü büyük dönüşümü yaptık ve sosyal demokrasiyi getirdik ve dedik ki insan siyasetin odağında olmalı ve dedik ki; insanın sorunu varsa siyaset bunu çözmeli. Şimdi dördüncü bir aşamaya geldik. Kaybolan demokrasiyi yeniden getirmek, özgürlükleri yeniden getirmek... Bu bizim boynumuzun borcudur.

“DÖNÜYORSUN UTANMADAN CHP’Yİ SUÇLUYORSUN”

Nerede bir olay olsa sanal bir düşman yaratıyorlar, onun üzerinden gidiyorlar. 17-25 Aralık’ta neyi gördük?... Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Ne yaptılar?... Efendim paralelciler. Sonra biraz değiştirdiler, “Efendim paralelcilerle CHP işbirliği yapıyor.” Ya ben sana adam gibi soru sordum. Bu valileri tayin eden kimdi? CHP miydi? Bizim öyle bir yetkimiz yok bildiğim kadarıyla. Bu hakimleri tayin eden CHP miydi? Benim bildiğim kadarıyla öyle bir yetkimiz yok. Bu askerleri tayin eden CHP miydi? Biz söyledik yanlış yapıyorsunuz diye. (Erdoğan’ın bakanını Fetullah Gülen’e göndermesi) O bakanını gönderdi Amerika’ya, “Bir emirleri var mı” diye. Herşeyi yaptın, herşeyi berbat ettin, senin yolsuzlukların ortaya çıktı, dönüyorsun utanmadan Cumhuriyet Halk Partisi’ni suçluyorsun! Cumhuriyet Halk Partisi halkın partisidir. Halkın dışında hiç kimseyle özel bir ilişkisi de yoktur.

ÇOCUK MUSUN, SENİ KANDIRIYOR?

Alacaksınız devleti teslim edeceksiniz, sonra aradan 12 yıl geçecek “Bizi kandırdılar” diyeceksin. Ya sen çocuk musun? Hani sen dünya lideriydin? Hani siz oyun kurucuydunuz? Ne oldu birden bire sizi kandırdılar? Yol arkadaşıydılar, şimdi yan çiziyorlar. Kimi suçlayacaklar? Her zaman olduğu gibi Cumhuriyet Partisi’ni suçluyorlar. Niye yaptınız diye. Yahu sen yaptın kardeşim! Edirne’de taşkın oldu ya, onu da CHP yaptı diyecekler. 

“BU HÜKÜMET SAHTEKARLIĞI İÇSELLIŞTİRMİŞ HÜKÜMET”

Anayasa hüküm var, “Grev serbesttir” diye. Bunlar ne yaptılar?... Birleşik Metal İş’in grevini 12 Eylül yasalarına sığınarak yasakladılar, milli güvenlik bahanesiyle yasakladılar. Hangi milli güvenlik? Ne oldu, savaş mı çıktı, iç isyan mı çıktı? Hiçbir şey yok ortada, milli güvenlik diye yasakladılar. İşin bam noktası şu: Çıkardıları bakanar kurulu kararı sahte. Altında imzası olan bakanlar o gün Türkiye’de değil, yurt dışında. Ne demek bu? Önceden bunların elinden kararname taslakları alınmış, üstü dolduruluyor, gönderiliyor. İşte bu hükümet böyle bir hükümet. Bu hükümet sahtekarlığı içselleştirmiş bir hükümet.

Şimdi ben soruyorum Davutoğlu’na: Sen o kararnameyi nasıl imzaladın arkadaş, bakan yokken burda? Hangi gerekçeyle imzaladın. Abinden mi talimat aldın? Vallahi billahi abisinden talimat almıştır. Çünkü onda düşünecek kadar zaman yok, kapasite de yok. 

“SENİN ABİN SENİ ADAM YERİNE KOYMUYOR”

Yürütme konusunda uzmanlar ya, şimdi sıra geldi kıdem tazminatına. Onu da yürütecekler. Diyor ya CHP’nin görüşü yok diye. Söylüyorum: İşçierle uzlaşmadan buraya getireceğin her tasarıya Cumhuriyet Halk Partisi olarak izin vermeyeceğiz.

(AKP’nin Meclis’e getirdiği iç güvenlik ile ilgili torbayı yasayı anımsatarak) Bülent Arıç 15 Eylül 2014’te bakanlar kurulundan sonra söyle bir açıklama yapmıştı: Artık bundan sonra torba yasa gelmeyecek. Bu yasa ne?... Torba yasa. İyi de Davutoğlu talimat vermişti? Kim takar Davutoğlu’nu? Davutoğlu ayrı, abisi ayrı. Sayın Davutoğlu sen bu talimatı verdin, senin sözcün çıktı medyanın önünde açıkladı. Bu torba yasa ne, niye geliyor? Senin abin seni adam yerine koymuyor, başbakan yerine koymuyor, sen bana dönüp diyorsun ki; “Beni başbakan yerine koy.” Ben seni niye başbakan yerine koyayım?

“O GENÇLERİN ÖNÜNDE BEN OLACAĞIM”

Diktatörlükler böyle gelir. İç Güvenlik Yasası getiriyorlar. Sanıyorlar ki; bu PKK için? Ya PKK’nın hapse düşme diye bir derdi yok ki... Kimin derdi bu dert?... Gezi’de eylem yapan gencecik çocukların derdi. Ne diye yüzlerine birşeyler takıyorlar?... Biber gazından korunmak için. Bunlar için getiriyorlar. Ne getirirsen getir, söz veriyorum o gençlerin en önünde ben olacağım. Kamu düzenini korumak için getiriyoruz diyor. Hangi kamu düzeni? Hırsızlık düzenini korumak için getiriyorlar. 

POLİSLERE ÇAĞRI: OYUNA TALİBİM

250 bin polis kardeşime sesleniyor. Sen halkın polisi olacaksan ben senin oyuna talibim. Çünkü ben de halkın çıkarlarını savunuyorum. Özgürce görev yapacaksın, kimse sana müdahale etmeyecek, kimse seni tespih tanesi gibi dizmeyecek. Senin onurunu korumak boynumun borcudur. Polis kardeşim gel oyunu Cumhuriyet Halk Partisi’ne ver! Yeni bir ufuk açılacak. Senin de saygınlığını koruyacağız. Halkın güvenliği için görev yapıyorsun, halkın ensesinde boza pişirmek için değil. Sana o talimatı verenlerin talimatına da uyma kardeşim!

ERDOĞAN BAŞKANLIĞI “YÜRÜTMEK” İÇİN İSTİYOR

Vatandaşın derdi var, halkın dikkatini başka yere çekmek için şimdi tutturmuşlar bir başkanlık sistemi. Televizyonlar sabah akşam başkanlık sistemi de başkanlık sistemi.... En iyi başlığı havuz medyası atmış: “Yürütme başkanlığa bağlanacak.” Ee zaten istediği o. (Eliyle çalma işareti yaparak) “Yürütme” işini oraya bağlayacaksın. Oraya çıktı “yürütme” işini yapamıyor. Nasıl yapacak? Başkanlık modeli gelecek, kendi istediği başkanlık modeli olacak, diktatörlük sistemi olacak, “yürütme” işleri de artık oraya bağlı olacak. Ben onun neleri yürüttüğünü gayet iyi biliyorum. .... Aile boyu bu işleri yapıyorlar. .... Ne yaparlarsa yapsınlar Cumhuriyet Halk Partisi olduğu sürece başkanlık sistemi gelmez. 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.