Açıkladığı Paketin Tercümesi

Açıkladığı Paketin Tercümesi

YİNE İLİZYON

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı ve sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın beklediği demokrasi paketi tam anlamı ile "Ne şiş yansın ne kebap" paketi çıktı.Erdoğan'ın açıklamasına göre köklü bir anayasal düzenleme yerine, yasal ve idari düzenlemeler tercih edilerek ilizyon yaratma amacı taşıdığı anlaşılıyor. Beklentilerin en önemlisi olan demokratikleşme be özgürlük kavramları netleşme yerine karmaşa haline getiriliyor. Paket tam anlamı ile çöküşte olan AKP'yi kurtarma paketi olduğu ortaya çıkıyor. Erdoğan 10 yıldır izlediği göz boyama strajisinin sözde demokratikleşme önerisi adı altında sürdüreceğinin ipuçlarını veriyor. beklentilere sembolik adlar vererek geçiştirilmeye çalışılmış. Sonuç kimseyi memnun etmeyeceğe benziyor.

SEÇİM SİSTEMİ ÖNERİSİ MUHALEFETİ PARÇALAMAYA YÖNELİK

Erdoğan az oyla çok milletvekili sahibi olmasında hayati rolü olan darbe anayasası seçim sistemini demokratikleştirme konusunda istekli olmadıkları işaretlerinin verdi açıklamasında. Tartışmaya 3 öneri açıyoruz dediği tüm seçenekler, kendisine karşı gelişen halk muhalefetini parçalamaya yönelik öneriler. Açıklamadan öneri değişikliklerininin zaten çok parçalı olan muhalefetin bölünmesi hedeflendiği çok net. İşte ipuçları;
 
Başbakan Erdoğan, "Öncelikle, seçim sistemini değiştirmek için önemli bir adım atıyor; seçim sistemini tartışmaya açıyoruz. Türkiye’deki mevcut Seçim Sistemi, özellikle 12 Eylül müdahalesinin ardından her zaman tartışma konusu oldu, her zaman eleştiri konusu oldu. Hemen tüm siyasi partiler de, seçim sisteminin değişmesi gerektiğini ifade ettiler ve ediyorlar. Şunu altını çizerek ifade etmek istiyorum: Mevcut seçim sistemi, yüzde 10 barajı, AK Parti’nin getirdiği bir sistem değildir. Biz, 2002 seçimlerine girerken bu sistem uygulanıyordu, yüzde 10 barajı vardı. Daha Partimizi kurarken, mevcut seçim sisteminin katılımcılıktan uzak olduğunu, değişmesi gerektiğini güçlü şekilde ifade etmiştik. Geçen yıl, 30 Eylül’deki 4’üncü Büyük Kongremizde yayınladığımız 63 maddelik Siyasi Vizyon belgemizde de, 2023 Vizyonumuz çerçevesinde seçim sistemini değiştireceğimizi bir hedef olarak ortaya koymuştuk. Gerek Akil İnsanlar Heyeti raporlarında, gerek Avrupa Birliği İlerleme Raporlarında, gerekse bugüne kadar hazırlanmış bir çok raporda, seçim sistemindeki sorunlar dile getirilmişti. Tüm öneri, tavsiye, eleştirileri gözden geçirdik ve bu sorunu çözmek için artık adım atıyoruz. Yeni seçim sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda biz bir tek seçenek sunmuyor, 3 farklı alternatifi tartışmaya açıyoruz. Mevcut sistemle, yani yüzde 10 barajıyla devam edebiliriz…Barajı yüzde 5’e çekip, 5’li gruplandırmayla Daraltılmış Bölge Seçim Sistemini uygulayabiliriz. Üçüncü seçenek olarak da, ülke barajını tamamen kaldırarak, Dar Bölge Seçim Sistemini getirebiliriz…Bu 3 seçeneği önümüzdeki günlerde tartışacak, Türkiye için en doğrusu, en isabetlisi hangisiyse, o yönde düzenlemeyi Meclis’e getirecek, yolumuza o şekilde devam edeceğiz" dedi. 

 
 
SİYASİ PARTİLERE DEVLET YARDIMI
 
Başbakan Erdoğan, "Siyasi Haklar alanında İkinci düzenlemeyi Siyasi Partilere Devlet Yardımı konusunda yapıyoruz. Siyasi partilere devlet yardımının kapsamını genişletiyoruz. Siyasi Partiler Kanunu’nun Ek 1’inci maddesini değiştiriyor, devlet yardımı için yüzde 7 olan mevcut oranı yüzde 3’e çekiyoruz. Yani seçime katılan siyasi partilerden yüzde 3’ü aşan oranda oy alanlara da, Hazineden ayrılan toplam kaynak içinden devlet yardımı yapılacak. Bu düzenlemenin de, siyasi partilerimizi güçlendireceğine, katılımcılığı artıracağına, rekabetin daha adil hale gelmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bir başka düzenlemeyle, siyasi partilerin teşkilatlanmalarına kolaylık getiriyoruz" diye konuştu.
 
BELDELERDE TEŞKİLAT KURMA ZORUNLULUĞU
 
Başbakan Erdoğan, Yerel seçimler için daha önce yasallaştırdıkları "Büyükşehir Yasası" adı altında AKP'ye sağlanan avantaşları genişletme çabasında. Belirli bölgelerde zayıf olan siyasi partilerin önüne tüm ülke çapında belde teşkilatı kurma zorunluluğu getirerek engellemeye çalışıyor. Bu yüntem tüm iktidarlar tarafından en sevilen yöntem olarak biliniyor.İşte açıklaması;

"Siyasi Partiler Kanunu’nun 20’inci Maddesini değiştiriyor; ilçede teşkilatlanma için, beldelerde teşkilat kurma zorunluluğunu kaldırıyoruz. Mevcut durumda, bir ilçede teşkilatlanmak için, ilçe sınırları içerisindeki beldelerin en az yarısında teşkilat kurma zorunluluğu vardı. Bunu kaldırıyor, “Beldelerde teşkilat kurulması zorunlu değildir' ibaresini getiriyoruz. Bir başka düzenlemeyle, siyasi partilerde eş genel başkanlığın önünü açıyoruz. Bu alanda uluslar arası örnekleri inceledik, demokrasilerdeki işleyişe baktık ve ilgili yasa maddesini değiştirmeyi uygun gördük" dedi. 
 
EŞ GENEL BAŞLKANLIK
 
Başbakan Erdoğan, bu konuyu İmralı müzakerelerinin bir talebi olarak öneriyor olmalı. "Seçim Kanunu’nun 15’inci Maddesi’ne bir ek yapıyor, tüzüklerinde yer almak ve 2 kişiden fazla olmamak kaydıyla, partilere, eş genel başkanı sistemini uygulama imkanı getiriyoruz" dedi.
 
SİYASİ PARTİLERE ÜYELİKTEKİ ENGELLER
 
Başbakan Erdoğan, Yine iktidar partisi lehine bir değişiklik öneriyor. Yani iktidarın maaşlarını ödediği tüm memur asker, polis, imam iktidar partisine üye olabilecek. Bu Hitler Almanya'sın da uygulanan bir yöntemdi. Açıklama şöyle
 
"Bir başka yasal düzenlemeyle, siyasi partilere üyelikte engelleri kaldırıyoruz. Siyasi Partiler Kanunu’nun 11’inci maddesinde yapacağımız değişiklikle, siyasi partilere üye olmayı daraltan, kısıtlayan bazı engelleri ortadan kaldırıyoruz. Seçim Kanunu hükümlerine göre, oy verme hakkına sahip olan herkesin, siyasi partilere de üye olabilmesinin önünü açıyoruz. Bu amaçla, 11’inci Maddenin B Bendindeki 6 kısıtlayıcı engeli ortadan kaldırıyoruz"
diye konuştu.
 
FARKLI DİL VE LEHÇELERDE SİYASİ PROPAGANDA İMKANI
 
Başbakan Erdoğan,'ın başından beri kaşıdığı farklılıkların siyasallaştırılmasında önemli bir hamlesi olarak getirdiği öneri. "Yine Siyasi Partiler Kanunu’nda yapacağımız değişiklikle, farklı dil ve lehçelerde siyasi propaganda imkanını getiriyoruz. 298 Sayılı Kanunu’nun ilgili maddesini değiştirerek, siyasi parti ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propagandada Türkçe’nin yanında farklı dil ve lehçelerin de kullanılabilmesini mümkün hale getiriyoruz. Aynı şekilde, ön seçimlerde farklı dil ve lehçelerde propaganda imkanını getiriyoruz. Siyasi Partiler Kanunu’nun 43’üncü Maddesindeki kısıtlayıcı hükmü kaldırıyor, ön seçimlerde de Türkçeden başka bir dil ya da lehçeyle propaganda imkanını tüm partilere sağlıyoruz" dedi.
 
NEFRET, AYRIMCILIK, YAŞAM TARZINA MÜDAHALE GİBİ SUÇLAR
 
Başbakan Erdoğan,'ın zararsız gibi görünen bu önerisinin arkasında ne var? Henüz bilinmiyor. Yargılama reformu gerçekleştirilmemiş ve önerilmemiş bir ülkede ne sonuçlar doğuracağı açık. "Benim kapalı bacıma saldırdılar" yalanlarının arkasını doldurma amacı taşıyor olabilir.
İşte söyledikleri;

"Yeni süreçte, nefret, ayrımcılık, yaşam tarzına müdahale gibi suçlarla daha etkin şekilde mücadele etmeye başlıyoruz. Nefret saikiyle işlenmesi durumunda, belirli suçların cezalarını daha da artırıyoruz. Belirli suçlar, kişinin, dili, ırkı, milliyeti, rengi, cinsiyeti, engelliliği, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini veya mezhebi nedeniyle işlenirse, cezası daha da ağırlaşacak. Ayrımcılıkla daha etkin mücadele etmek için, ceza miktarlarını artırıyoruz. Kişinin, inançlarının gereğini yerine getirmesi dolayısıyla, belli haklarını kullanmasını, belli haklardan yararlanmasını engelleyenleri ceza kapsamına alıyoruz. Bu sebeple işlenen suçun cezasını da 1 yıldan 3 yıla kadar artırıyoruz. Türkiye’de hiç kimse, dilinden, ırkından, milletinden, renginden, inancından ve inancının gereğini yerine getirmekten dolayı ayrımcılığa maruz kalmayacak. Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulu kuruyoruz. Ayrımcılık yasağının ihlali halinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu makamları, ihlali sona erdirmek, sonuçlarını gidermek, tekrarlanmasını önlemek üzere gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılınacak. Yaşam tarzına saygıyı, Türk Ceza Kanunu ile güvence altına alıyoruz. Türk Ceza Kanunu’nda yapacağımız değişiklikle, dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin engellenmesini de ceza kapsamına alıyoruz. Dini ibadet ve ayinlerin, bireysel olarak da yapılmasının engellenmesini aynı şekilde bu kapsama alıyoruz. “cebir veya tehdit kullanarak, ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale edenlere, ya da bunları değiştirmeye zorlayanlara, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası getiriyoruz" dedi.
 
KLAVYELERE ÖZGÜRLÜK 
 
Başbakan Erdoğan, "Yapacağımız bir başka düzenlemeyle, Türk Ceza Kanunu’nda, belirli harflerin kullanılmasından dolayı var olan cezai müeyyideyi kaldırıyoruz. Böylece fiilen de uygulama alanı kalmayan ihlalleri ceza kanunumuzdan çıkarıyor, bir nevi klavyelere özgürlük getiriyoruz" diye konuştu.
 
TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ HAKKINDAKİ KANUN
 
Başbakan Erdoğan,'ın en büyük hayal kırıklığı yaratan önerisi bu konuda oldu. Tüm dünyanın eleştirdiği mevcut sisteme getirmek istenen yeniliğin ayrıntılarına dikkatli bakıldığında, en önemli özgürlüklerden olan toplantı ve gösteri yürüyüşü temel hakkı, daha bir karmaşık hale getirilirek, içinden çıkılmaz bir hak haline geliyor. Bu önerinin görünüşte sağladığı özgürlükler yine devlet bürokrasinin engeline ve insafına bırakılıyor. İşte beyanı;

"Reform Paketimiz kapsamında, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanunda önemli değişiklikler yapıyoruz. Bu kapsamda, öncelikle, toplantı yer ve güzergahının belirlenmesinde katılımcılığı sağlıyoruz. Mülki Amir, ilgili Sivil Toplum Örgütlerinin görüşlerini almak suretiyle, nihai kararını verecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin sürelerini uzatıyoruz. Açık yerlerde, güneşin batışından bir saat önceye kadar sürebilen toplantılar, güneş batmadan dağılacak şekilde; kapalı yerlerde saat 23’e kadar süren toplantılar da, saat 24’e kadar yapılabilecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, hükümet komiseri uygulamasına son veriyoruz. Mevcut durumda, Hükümet Komiseri tarafından üstlenen yükümlülükler, artık Düzenleme Kurulları tarafından yerine getirilecek. Kurul, toplantının amacının dışına çıktığı veya düzen içinde gerçekleşmesinin imkansız olduğunu gördüğü durumda, dağılma kararı alacak ve durumu kolluk amirine bildirecek. Gösteri ve yürüyüş, kanuna aykırı hale gelirse, Düzenleme Kurulu, gösteri ve yürüyüşün sona erdiğini ilan edecek ve bunu kolluk amirine bildirecek. Düzenleme Kurulu bu görevi yerine getirmezse, o mahallin en büyük mülki amiri, toplantıyla ilgili kararını verecek" dedi. 
 
ÖZEL OKULLARDA, FARKLI DİL VE LEHÇELERDE EĞİTİM
 
Başbakan Erdoğan,'ın bu önerisinin arkasında, eğitime küçük yaştan itibaren Arapça'yı ana dil gibi yerleştirme ihtirası olduğunu önerisinden anlamak hiçde zor değil.

"Demokratikleşme Paketimizde, bir başka önemli düzenlememiz eğitimle ilgili… Yapacağımız yasal değişikliklerle, özel okullarda, farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açıyoruz. Bu konuda dünya örneklerini çok yakından inceledik. Biliyorsunuz, 2003 yılında yaptığımız değişiklikle, farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi amacıyla özel kurs imkanını getirmiştik. Daha sonra ise, üniversitelerimizde, farklı dil ve lehçelerle ilgili birimlerin açılmasını sağlamıştık. Geçen yıl yaptığımız eğitim düzenlemesiyle, farklı dil ve lehçelerin okullarda seçmeli ders olarak öğretilebilmesinin yolunu açmıştık. Şimdi de, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesini mümkün hale getiriyoruz. Ülkemizde Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve öğretim konusu, 2923 Sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Bu kanuna yapacağımız bir Ek ile Özel Eğitim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, farklı dil ve lehçelerde özel öğretim kurumu açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek. Milli Eğitim Bakanlığımız, bu tür kurumların açılmasına ve denetimine ilişkin esasları çıkaracağı bir yönetmelikle düzenleyecek. Programlar, Kanun’da yer aldığı gibi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenecek. Yine mevcut Kanun’da yer aldığı gibi, bu okullarda da belli dersler Türkçe olacak" diye konuştu.
 
KÖY İSİMLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ
 
Başbakan Erdoğan, köy isimleri diye geçiştirmeye çalışmış ama bu isteği sadece köy değil tüm coğrafi isimlerin değişmesi önerisi haline gelecektir. Bu değişiklikleri ise orada yaşayanların oyuna değil yine bakanlar kurulu iznine bağlaması da ayrı bir demokrasi anlayışı olarak netleşiyor. İşte söyledikleri

"Bir başka yasal düzenlemeyle, köy isimlerinin değiştirilmesinin önündeki yasal engeli kaldırıyoruz. 1949 tarihli İl İdaresi Kanunu’nun 2’nci maddesinde yer alan ve dayatma içeren ibareyi kaldırarak, köylerin 1980’lere kadar kullandıkları tarihi isimlerini yeniden almasını mümkün hale getiriyoruz. Mevcut Kanun’da belirtildiği gibi, Köy isimlerinin değiştirilmesi, İçişleri Bakanlığımızın tasvibiyle olacak. İl ve İlçe isimlerinin değiştirilmesi için mevcut kanun hükmünce yasal düzenleme gerekiyor. İl ve İlçe isimlerinin değiştirilmesi yönünde talepleri Hükümet olarak dikkate alacağız" dedi.
 
NEVŞEHİR ÜNİVERSİTESİ'NİN İSMİ HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ OLDU
 
Başbakan Erdoğan, Sembolik olarak Aleviler'de unutulmamış. Bir üniversite adı değiştirip geçiştirmek istemiş. Şöyle diyor;

"Yine bu kapsamda, bir üniversitemizin de ismini değiştiriyoruz. Nevşehir Üniversitesi'nin ismini, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştiriyoruz. Böylece, tarihimizin bir büyük şahsiyetinin, bir gönül dostunun, gönül mimarının ismini, kabrinin bulunduğu Nevşehir’deki üniversitemize veriyoruz"diye konuştu. 
 
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASINA YASAL GÜVENCE 
 
Başbakan Erdoğan, kişinin verileri başkalarına karşı korunacak diye yine bir göz boyaması yapıyor. Peki devlete karşı kişileri kim koryacak. Tüm dünyada en önemli bireysel hak olan bu koruma konusunun bu ülkede nasıl uygulandığını herkes biliyor. Erdoğan kişisel verilerin, diğer kişilere karşı korumasını düzenleme öneriyor. Ya devletin elinde ki bu bilgileri iktidarın kendi menfati için kullanmasına karşı bireyi kim koryacak? İşte sihirli öenerisi;
"Demokratikleşme paketiyle getireceğimiz bir başka yenilik, kişisel verilerin korunması hakkında. Kişisel verilerin korunmasına yasal güvence getiriyoruz. 12 Eylül 2010’da yaptığımız Anayasa değişikliğiyle, kişisel verilere Anayasal güvence getirmiştik. Şimdi, bu Anayasa maddesinin uygulamasını sağlamak için, taslağı hazır olan kanunu Meclis’imize gönderiyoruz. Kişilerin özel bilgileri ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak, ilgisiz kişilerle paylaşılamayacak" dedi.
 
YARDIM TOPLAMADA KISITLAMALAR
 
Başbakan Erdoğan'ın önerisinde ki maksadı çok net anlayabiliyoruz. Bu öneri yasallaşırsa kaç deniz feneri, kaç vakıf daha siyasal partilere arka bahçe olup, vergilendirilmemiş servetleri siyasi amaçlar için aktaracak görür gibiyiz. Türkiye bu filmi çok izledi, yeni yazılan senaryo bu.

"Yardım toplamada kısıtlamaları kaldırıyoruz. Yardım toplama konusunda, zaman zaman özgürlükler sınırlama altına alınmıştı. Kurban derisi, fitre ve zekat toplama konusunda Türk Hava Kurumu’na yetki verilmiş, aslında Anayasa ve yasalara tamamen aykırı, insan hak ve hürriyetlerine ters bir durum oluşturulmuştu. Bununla ilgili yönetmelik geçtiğimiz hafta yayınlanmıştı. Şimdi, yasal olarak da bu yanlış uygulamaya son veriyor, ilgili kanunun 8’inci maddesindeki söz konusu hükmü kaldırıyoruz. Vatandaşımız, bundan sonra yardımlarını hür iradesiyle istediği yere verebilecek" diye konuştu.
 
İDARİ DÜZENLEME GEREKTİREN REFORMLAR
 
Başbakan Erdoğan, "Şu ana kadar açıkladığımız reformlar yasal düzenleme gerektiriyor. Belli bir takvim içerisinde bu yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Ancak reform paketimiz bundan ibaret değil…İkinci kısımda, sadece idari düzenleme gerektiren reformlarımız bulunuyor.Bu düzenlemeleri, Bakanlar Kurulu Kararı, Genelge ya da Yönetmelik Değişikliğiyle gerçekleştirmek mümkün" dedi.
 
KAMU KURUMLARINDA BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI KALDIRILIYOR
 
Başbakan Erdoğan sanki bir reformmuş gibi sunduğu bu öneri ise, bir çok yasadışı AKP uygulaması gibi zaten yürürülükte olan bir öneri. Kamuda başörtüsü yasağı mı var?

"Kılık Kıyafet Yönetmeliğini değiştirerek, kamu kurumlarında başörtüsü yasağını kaldırıyoruz. “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikö, kadın ve erkekler için kısıtlayıcı hükümler içeriyordu. Bu kısıtlamalar, çalışma hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ediyor, ayrımcılık içeriyordu. Yönetmeliğin 5’inci maddesinde değişiklik yaparak, kadın çalışanların giyimleri üzerindeki ayrımcı ihlalleri kaldırıyoruz. Resmi Elbise giymek zorunda olan, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, Emniyet mensuplarını, Yargıda Hakim ve Savcıları bunun dışında tutuyoruz" diye konuştu. 
 
ÖĞRENCİ ANDI UYGULAMASI KALDIRILIYOR
 
Başbakan Erdoğan, İmralı talebi olarak bilinen bu öneriyi, diğer beklentilerin önünü açmak için kısa ve basit bir ifade ile ballandırarak anlatıyor.

"İlkokullardaki öğrenci andı uygulamasını kaldırıyoruz. 1933 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir genelge yayınlanmış, ilk ve orta dereceli okullarda Andımız uygulaması başlatılmıştı. Bu uygulama zaman zaman kaldırıldı, metin değişikliğe uğradı. 12 Mart ve 12 Eylül’de, bireysel girişimler neticesinde bu uygulama devam etti. Geçen yıl, ortaokullarda bu uygulamayı kaldırmıştık. Şimdi de, ilkokullarda bu uygulamaya son veriyoruz" dedi.
 
DEYRULUMUR MANASTIRI ARAZİSİ, MANASTIR VAKFINA İADE EDİLİYOR
 
Başbakan Erdoğan, "Mor Gabriel, diğer adıyla Deyrulumur Manastırı arazisi, manastır vakfına iade ediliyor. Böylece, bir haksızlığı gideriyor, Süryani vatandaşlarımıza önemli bir haklarını teslim ediyoruz. Esasen, Cumhuriyet tarihimiz boyunca, bu konuda en büyük hassasiyeti Hükümetimiz gösterdi, hakların iadesi konusunda ciddi bir çalışma sergiledi. 2003, 2008 ve 2011 yılında yaptığımız düzenlemelerle, mağduriyetlerin giderilmesi için samimi adımlar attık ve somut neticeler elde ettik Şu ana kadar, bu kapsamda 250’den fazla iade yaptık ve 2,5 milyar Liralık mülkü hak sahiplerine teslim ettik. Süreç devam ediyor, incelemeler devam ediyor… Hiç kimseyi mağdur etmeden, hak sahiplerine haklarını teslim edeceğiz" diye konuştu.
 
ROMAN DİL VE KÜLTÜR ENSTİTÜSÜ KURULUYOR
 
Başbakan Erdoğan, "Roman vatandaşlarımızın dil ve kültürleri ile, karşılaştıkları sorunlara ilişkin araştırmalar yapmak, çözüm önerileri üretmek amacıyla, bir ilimiz üniversitesi bünyesinde, Roman Enstitüsü kuracağız. Roman vatandaşlarımızın yaşam şartlarının iyileştirilmesi ve eğitim alanındaki sorunların giderilmesi için adımlar atıyoruz. Bu amaçla, 2009 yılında Türkiye’de ilk kez gerçekleştirdiğimiz Roman Çalıştayı sonrası başlatılan çalışmaları hızlandırıyoruz. İlgili bakanlık ve kurumlarımız çalışmalarını hızla tamamlayacaklar. Özellikle barınma noktasında Roman vatandaşlarımız için çok önemli bir adım attık ve TOKİ eliyle Roman konutları üretmeye başladık. Edirne, Çanakkale, Sakarya, Bursa ve diğer birçok il ve ilçemizde bu inşaatlar devam ediyor" dedi.
 
"EN KAPSAMLI REFORM SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ"
 
Başbakan Erdoğan, "Demokratikleşme paketimiz işte bu başlıklardan oluşuyor…Türkiye’de, bugüne kadar, tek bir paket halinde açıklanan en kapsamlı reform sürecini başlatıyoruz. Bu süreci en kısa zamanda tamamlayacak, yeni hedeflere doğru ilerlemeye devam edeceğiz. Bu paketle birlikte, Türkiye ekonomisi, demokrasisi, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve kardeşliği inanıyorum ki çok büyük güç kazanacak. Sürece katkı sağlayan herkese, her kesime, tüm kurum ve kuruluşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Açıkladığımız reform paketinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, katıldığınız için sizlere teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum" diye konuştu.